Uyandım. Yine istemeden. Sanki her sabah, ben değil de biri uyanıyor içimde. Bedenim kalkıyor ama ruhum yerinden kımıldamıyor. O hep olduğu yerde — boşlukta.
Bu şehir bana ait değil. İnsanlar, konuşmalar, kahkahalar, trafik, tabelalar... Hepsi fazlalık. Gereksiz detaylar. Bu sokaklarda yürürken, hep biri gibi davranmak zorundayım. Normal biri gibi. Oysa içimde ne kadar anormal bir fırtına koptuğunu kimse fark etmiyor. Zaten fark etseler de dönüp bakmazlar. Çünkü herkes kendi cehennemiyle meşgul. Ya da öyle olduklarına inanmak istiyorum. Belki de sadece ben yanıyorum, onlar üşüyor.
Kendimi her yerde fazla, her yerde eksik hissediyorum. Ait değilim. Ne doğduğum yere, ne şu an yaşadığım bu şehre... Ne geçmişe ne de geleceğe. Zaman bile bana yabancı. Zihnim, kendini kemiren bir hayvan gibi içten içe çürüyor.
İnsan ilişkileri mi? Komedi. Herkes bir şeyin maskesiyle dolaşıyor. Samimiyet artık sadece dizilerde var. Biri gülümseyince kaçacak delik arıyorum. Çünkü içimde öyle bir gürültü var ki, insanların sessizliği bile bana bağırıyor.