Bir kez acı-bedeni sizi ele geçirdiğinde, siz daha fazla acı istersiniz. Siz bir kurban ya da kurban eden haline gelirsiniz. Siz acı vermek ya da acı çekmek istersiniz veya her ikisini birden istersiniz. İkisi arasında aslında çok fark yoktur. Elbette siz bunun farkında değilsinizdir ve acı istemediğiniz hararetle iddia edeceksiniz. Ama yakından baktığınızda düşünce ve davranış biçimizi acıyı kendiniz ve başkaları için sürdürecek şekilde tasarlandığını göreceksiniz. Eğer siz bunun gerçekten bilincinde olsaydınız, bu kalıp yok olup giderdi, çünkü daha fazla acı istemek deliliktir ve hiç kimse bilinçli olarak deli değildir.
İnsanın çektiği acının büyük bölümü gereksizdir o gözlemlemeyen zihin yaşamınızı yönettiği sürece kendi yarattığınız bir şeydir.
Şimdi yarattığınız acı daima olanı kabullenmem ekten olana bilinçsiz bir biçimde direnmekten kaynaklanır.
Siz zihninizle özdeşleştiğiniz sürece, ya da spiritüel bir deyişle, bilinçsiz olduğunuz sürece acı kaçınılmazdır. Ben burada aslında, acının ve hastalığın ana nedeni olan duygusal acıdan söz ediyorum.içerleme, nefret, kendine acıma, suçluluk duygusu, öfke, depresyon, kıskançlık ve en hafif sinirlenme bile bir acı biçimidir.
Bir duygu genelde büyütülmüş ve güçlendirilmiş bir düşünce kalıbını temsil eder ve onun çoğunlukla etkileyici enerji birikimi yüzünden, başlangıçta onu izleyebilecek kadar yeterince orada mevcut olmak kolay değildir. O sizi teslim almak, size hakim olmak ister ve eğer siz orada yeterince mevcut değilseniz bunu çoğu kez başarır.