Nurettin Topçu eserinde hem Osmanlı’dan devralınan eğitim mirasına, hem de Cumhuriyet dönemi eğitim anlayışına yönelik eleştirilerde ve teşhislerde bulunmasının yanı sıra sorunların çözümüne yönelik düşüncelerini de ifade etmiştir. Topçu, “milletimizin üç asırdan beri geçirmekte olduğu buhranların sebebinin ve kaynağının maarif sahasında aranması gerektiğini” söyler. (s:11) Osmanlı’da ve Cumhuriyet döneminde “devlet ve toplum hayatında yaşanan bozukluğu gidermek için yapılan ıslahatların, inkılapların şekilden ibaret olduğunu, özde bir şeyin değişmediğini; açılan yeni mekteplerde, kurulan yeni eğitim müesseselerinde eskinin taklidi yerine yeninin (Avrupa’nın) körü körüne taklidi yoluna gidildiğini, bu kurumlarda yeni ilimlerin okutulduğunu fakat ilim sevgisinin, âlime sevgi ve saygının aşılanmadığını, ilme gerçekten inanılmadığını, ilmin menfaat için araçsallaştırılarak istismar edildiğini, tekniğin putlaştırıldığını” ifade eder. (s:11) “Tekniğin putlaştırılmasının, yabancı dilde öğretim yapılmasının milli kültürü azar azar ortadan kaldırdığını, oysa ki mektebin her milletin kendine özel olduğunu, milli mektebin zihniyet ve örflerle, metod ve müfredatıyla, hatta binasının mimari tarzıyla kendini diğer milletlerinkinden ayırdığını” ifade eder. (s:12)
Topçu’nun özlediği toplum hakikat aşkına sahip, hakikatı aramayı kendisine başlıca gaye edinmiş toplumdur. Böyle bir toplum oluşmadan milli mektebin de var olamayacağını söyler. Hakikat karşısında duyulacak bu aşkın temelinin dinî, ilahi olduğunu, genelde Doğu’nun, özelde Müslümanların bugün bu hakikat aşkından uzak olduklarını, başta din adamları ve münevverlerin bunun başlıca müsebbipleri olduğunu belirtir. (s:12)
Felsefeci olması hasebiyle Topçu, felsefeye ayrı bir önem ve kıymet atfeder. O, “felsefi