Zikrin kalbe hâkim olması devamlı ibadetle elde edilir. İbadet zevki o zaman hâsıl olur. Böyle olunca arzu ve şehvet bağları kalpten kopar. Şehvet bağlarının kopması, günahlardan sakınmakla gerçekleşir. O halde günahlardan sakınmak, kalbin rahatlamasını sağlar; ibadetleri yerine getirmek de zikrin kalbe yerleşmesini... Bunların ikisi de saadet tohumu olan muhabbete vesiledir. Buna felah denir. Allah Teâla Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurmuştur:
"Temizlenen, Rabb'inin adını anıp O'na kulluk eden kimse kuşkusuz kurtuluşa ermiştir." (A'lâ 87/14-15)
Kişi kiminle karar kılacaksa saadeti onu sevmesindedir. Onu ne kadar severse, saadeti de o ölçüde çoğalır. Zira insan, sevdiğini görerek daha fazla lezzet ve rahatlık elde eder. Cenâb-ı Hakk'ın sevgisi, marifet ve zikir olmadan kalbi kuşatamaz. Kişi her kimi seviyorsa onun zikrini çoğaltır. Onun zikrini çoğalttıkça da sevgisi artar. Bu sebepten Hz. Davud'a(a.s), "Ben senin ayrılamayacağın zatım; öyle ise benden ayrılma!" diye vahiy geldi. Yani Allah Teâla ona, "Sen ancak benimle çare bulursun; asıl işin de benimledir! O halde beni zikretmekten bir an bilr geri durma!" buyurdu.