Tanrı’nın kulu olmayı bir alçalış gibi gören züppe ruh, farkında değildir ki, Tanrı’ya köle
olunmaz, ancak kul olunur. Köle oluş, ancak insanların kendileri arasında doğan bir düşüş ve alçalıştır. Kimi zaman, alçalan ruh, başka bir insanın veya bir sembolün kölesi olur. Bu kölelik onun elini kolunu bağlar. Onun gerçek özgürlüğünü yok eder.Tanrı’ya kul olmak, Tanrı’ya teslim olmaksa insana kendi özgürlüğünü buldurur. Kendi öz damarına inmiş olur insan böylece. İşte o anda insan Allah'a şahdamardan daha yakın olur.
Tabiîdir ki, asıl güzel açlık, değerli açlık, hakikate açlık ; asıl susuzluk, gerçek susuzluk , öteye susayıştır. Âb-ı hayat peşinde olmaktır asıl susayış.
Hakikat ruhumuzun kulağına fısıldayarak der ki: boş durma insanoğlu, imânını imtihan ettir. Ibrahim ol, inkârların ateşine bulan, ama yanmamak şartıyla insanoğlu. Yusuf gibi eşyanın karanlığına in ve orada da Allah'ı anmayı unutma.
El kervanlarına katıl , düşünce ve sanat oymaklarını kelebek gibi değil , arı gibi dolaş, karınca gibi bilgi harmanlarını arşınla. Ta çıktığın noktaya döndüğün zaman mâna gelini kendini sana teslim edinceye kadar.
Gündelik hayatımızın her anında çıkarı öne alan bir tablo ile karşı karşıya bulunuyoruz. Böyle bir hayat tarzında , Allah rızası , hasbîlik , öte dünya kaygısı çoğu kimseyi ırgalamıyor. “ Yarın ” diye düşünülen gelecek artık öte dünya kaygısı olmaktan çıkmış bulunuyor.