“O benim korumam altında. O benim. Kimse ona zarar vermeyecek. Kimse onun hakkında kötü konuşmayacak. Ne ben ne sen ne de bir başkası. Bir daha onun hakkında kötü bir şey söylediğini duyarsam, dilini kesip köpeklerine yediririm. Bir daha seni ona yakın bir yerde görürsem, seni öldürürüm. Ondan. Uzak. Dur. Beni anlıyor musun?” Babası söylenenleri başıyla onayladı.
Tristan da başını hafifçe salladı. “Güzel. Eğer bunları bir an için bile unutursan küçük bir çocukken onun için babamı nasıl öldürdüğümü hatırla. Şimdi onu koruyabilecek bir adam olduğuma göre, Morana’yı güvende tutmak için öldürebileceğim insanları düşün.”
Morana eğilip Caine’in ona geri verdiği silaha baktı.
Bir kanıt istemişti. Adam ona istediğini ancak Tristan Caine’in yapabileceği şekilde vermişti. Tek kelime etmemişti ama kararını vermişti. Morana da seçimini yapmıştı.
Derin bir nefes alıp yutkunarak öne doğru adım attı.
Adamın peşinden karanlığın içine ilerledi.
Morana: Doğru, söylemiştin. Centilmenlere ilgi duymamam iyi bir şey. O türden biri benimle baş edemez.
Tristan Caine: Kimsenin seninle baş edebileceğini sanmıyorum. Sen istemediğin sürece.