O zaman bütün bu kırların, çayırların, bayırların sahibi yalnız kendileri olacaklardı; günlerce gezdikleri hâlde yabancı kimseye rast gelmeyeceklerdi; bu tantanadan, arabalardan, sahte gürültülerden uzak, kendi kendilerine kalmak zevkinden yararlanacaklardı.
... renkleri bütün bolluk ve neşesiyle coşan baharın yerine bile mutlak bir gün renksiz bir hüzün ve kasvetin geçeceğini, her şeyin yok olup sönmeye mahkûm olduğunu acı bir ümitsizlik içinde hissetti.