Bütün gün boyunca onu sevdiğini söyleyebilirdi. Oysa bu yaptığı, göğsünü yararak açıp onun görmesine izin vermek için kendini çırılçıplak gözler önüne sermekti.
Haven bir süre sonra, "Seninle karşılaşana dek gelecekle ilgili bir umudum yoktu," dedi. "Ama artık ikimizin bir geleceği olmasını istiyorum." "Bu söylediğini duymanın ne kadar hoşuma gittiğini anlatamam." Kızın saçını yana çekti ve dilini boynundan yukarı kaydırarak kulak memesine dokundu. "Sonsuza dek benim olur musun?" dedi gülerek ve bu kelimeler ağzından çıkar çıkmaz geri çekildi. "Bana neler oluyor? Casper'dan alıntı yapıyorum."
"Seni seviyorum." Sözcükler dudaklarından bir çırpıda döküldü; sanki onları yüzlerce kez telaffuz etmiş gibiydi. Oysa etmemişti. Bunu daha önce hiç söylememişti ama kendi sesinden duyunca her hücresi bunun doğru olduğunu fark etti. Aşkın ne olduğunu daha önce bilmiyordu ama artık öğrenmişti. Aşk, Carmine yanında olduğunda midesinde kelebeklerin uçuşması, o güldüğünde gözlerinde gördüğü ışıltı, konuştuğunda bedenine yayılan sıcaklıktı. Aşk, mutluluktu. Aşk, güvendi. Aşk, yeşildi. Aşk, oydu... Işıl ışıl parlamasına neden olan o güzel ve kusurlu çocuktu. Carmin ona baktı. Bu cümle aralarında, havada asılı kalmıştı. "Ben de seni seviyorum," dedi fısıldayarak. Haven bunu ruhunun derinliklerinde çok güçlü bir biçimde hissetti. "Per sempre."
Haven bir şey söylemeden parmaklarını Carmine'in karın kaslarında gezdirdi; parmak uçlarıyla yara izlerini takip etti. "Sadece Haven ve Carmine olmamıza ne dersin? Sonunu bilmiyoruz ama en iyisi için her zaman umudumuz olabilir." "Bunu sevdim," dedi Carmine. "Ayrıca bu hikayenin nasıl biteceğini bilmememizin bir nedeni var." "Neden peki?" "Çünkü bitmiyor."