nyks

nyks
@aidanixie
"Bunun ağustos ayında sona ereceği konusunda anlaşmıştık, Beyah. İlişkimizi sığ sularda tutmakta hemfikirdik." Gözlerimi devirdim. "İnsanların sığ sularda da boğulabileceğini söyleyen sendin." Dikkatini yine bana veren kadar öne eğildim. "Ben boğuluyorum, Samson. Ve beni bu suyun altında tutan sensin."
Sayfa 294 - Ephesus Yayınları
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Bu zamana kadar değerimin hiç şu anki kadar çok anlaşıldığını hissetmemiştim. Sadece beni takdir etmekle kalmıyor, tadımı çıkarıyordu. Saygı duyuyordu. İsteniyordum. Hatta belki seviliyordum.
Sayfa 256 - Ephesus Yayınları
"Sen böyle şeyler söyleyince, veda edeceğimiz anın gelmesinden korkuyorum. Yazı kırık bir kalple bitirmeyi beklemiyordum." Samson başını yana yatırıp içten bir samimiyetle bana baktı. "Endişelenme. Kalplerin kemikleri olmaz. Gerçek anlamda kırılamazlar." Samson beni sırt üstü yuvarlayıp tişörtümü çıkardı ve bu beni yaklaşık iki saniye kadar tatmin etti ama sonra düşüncelerim tekrar o yarı çıplak kalmadan önceki yere kaydı. Yavaşça üzerime çıktı ama öpüşmeden önce, "Eğer kalbin içinde kırılabilecek bir şey yoksa, o zaman önümüzdeki ay taşınma zamanım geldiğinde neden kalbim ortadan ikiye ayrılacakmış gibi hissediyorum? Senin kalbin böyle hissetmiyor mu?" Samson'ın bakışları bir an yüzüme odaklandı. "Evet," diye fısıldadı. "Hissediyor. Belki ikimizin de kalbinde kemikler çıkmıştır."
Sayfa 252 - Ephesus Yayınları
Güneş artık doğmuştu ve genellikle Samson bu noktada gider ve ben de tekrar uyurdum ancak bu sefer ayağa kalkmak yerine beni bacaklarının üzerinde oturacak şekilde kucağına çekti. Başını geriye yaslayıp ellerini belime koydu. "Güneşin doğuşunu bu pozisyonda seyretmeliyiz." "Senin manzaran kapanır," dedim. Bir elini yüzüme koydu ve parmak uçlarını çenemde gezdirince tenimde minicik küçük kıvılcımlar hisseder gibi oldum. "Sen manzaradan daha güzelsin, Beyah."
Sayfa 201 - Ephesus Yayınları
Kötüye kıyasla daha çok güzel anım olmuş olsaydı, acaba yine de şimdiki gibi insanlara güven duymayan, şüpheci bir insan olur muydum? Belki olurdum. Belki de olmazdım. Bazen karakterlerin nezaketten çok alınan hasarla şekillendiğini düşünüyordum. Nezaket insanın içine, aldığı hasar kadar derinden işlemezdi. Aldığınız hasar ruhunuzda öyle kötü bir leke bırakırdı ki ne kadar silerseniz silin çıkmazdı. Sonsuza kadar orada kalırdı ve ben insanların bana bakarak bile aldığım hasarları görebildiklerini hissediyordum. Hasar ve nezaket kavramları geçmişimde eşit ağırlığa sahip olmuş olsalardı, işler benim için daha farklı olabilirdi ama ne yazık ki öyle değildi. Bana gösterilen nezaketi iki elimin parmaklarıyla sayabilirdim. Ancak bu havaalanındaki her insanın iki elini kullansam dahi yine de bana verilen zararı hesaplayamazdım.
Sayfa 24 - Ephesus Yayınları