"Seni gördüğüm ilk anda aklımı başımdan aldın. Park'ta. Ormanın içindeyken." Parmakları yerini buldu ve özenle karnımın üzerinde gezinerek belime dolandı. Geri çekilmemi ve ona durmasını söylememi beklediğini biliyordum. Fakat konuşmak bir yana, nefes alamıyordum. "Bu nefes kesici güzellikteki kız, aya bakıp dilek tutuyordu," diye fısıldadı.
"Keşke sen de kendini benim seni gördüğüm gibi görebilseydin. İnsanlar arkalarına bile bakmadan uzaklaşmak isterken onları bir araya getirme konusunda olağanüstü bir yeteneğin var. Biz genellikle güçlükleri görürken sen en basit çözümleri görebiliyorsun ve en olanaksız durumlarda bile umudunu koruyorsun. Ama her şeyden önemlisi, insanları anlıyorsun. Birini gördüğünde o insanın hareketlerini önemsemiyorsun. Onlar hakkında ne hissediyor olursan ol, asıl dürtülerini fark ediyor ve onları anlayabilecek şefkati gösterebiliyorsun. İşte bu nedenle mükemmel bir kraliçe olacağından eminim. Ben bile bu çeşit bir öz denetime sahip değilim."
Dudaklarını dudaklarımın köşesine bastırarak "Dünyada bundan daha çok yapmak istediğim başka bir şey yok," dedi. "Buraya döndüğünden beri istedim ama sana biraz zaman tanıyarak tedbiri elden bırakmamak gerektiğini düşündüm."