• Ayağını yorganına göre uzat diye ataların bir sözü var.
    Kazandığın kadar harca, cebinde varsa tüket, taksitle keyf olmaz gibi de meşhur nasihatler...

    Reklâm ve dizilerle özendirilen hayatlar neticesinde tüketim çılgınlığı ve halkın bilinçsiz harcamaları herkesi borç batağına sürükledi.

    20.000.000 haciz davası var adliyelerde takibi yapılan.
    Ödenemeyen krediler, günü geçen senetler, herkes borçlu..

    3.000 lira maaş alan bir memur, 80.000 liralık araç için kredi borcu
    Evine 5.000 lira giren aile 500.000 liralık ev kredisi ödüyor.

    Ömrünün yaşayacağın meçhul olan 15 yılını nasıl bankaya ipotek edersin bu kadar borca girersin diye sorulunca da cevap hazır :

    Kirada mi oturayım, hiç arabam olmasın mı ?
    Bu problenin temeline bakınca özendirilen rahat ve lüks yaşamın özlemini görebilirsiniz.

    Azıcık aşım; kaygısız başım derken büyükler boşuna dememişler.
    Vasıtan otobüs olsun, benzini bile koymak için kredi kartına yapıştığın bankaya esir olma.

    Atalar söylemiş ama, binlerce yılın tecrübesi 35 saniyelik reklamla çoktan kulak ardı edilmiş bile.

    Buyrun cenaze namazına!

    | Burak Kızıltaş
  • 232 syf.
    ·Puan vermedi
    “Bu dünyada her şey ne bayağı, ne beyhude, ne kirliydi!.. Bu dünyada güzellik bir hayal, sezgi bir efsane, asalet ve zarafet, insanın üstünde hafif bir cilaydı.”
    Çoğu zaman hayatın içine aldığı silsileler bütünü, boş tasalarla geçirilen bir ömür getiriyor insana. Bir ömür boyunca bitmek bilmeyen zaruri istekler ve hevesler, saf insanların da hayatlarına dokunuyor. Ve işte çıkmaza, bir iç sıkıntı uğrunda ömrümüzü tükettiğimizde düşüyoruz.

    Roman, konu olarak muharebe yıllarındaki alafranga kesimin, batılılaşma arzusunu ele alıyor ve içerisinde bir çok kez aile yaşantısı, benliğini doyurmak bilmeyen insanların içsel sıkıntıları gibi olaylara tanık oluyorsunuz. Elbette romanda Seniha, Cemil, Faik Bey, Servet Bey gibi bu gösterişli yaşama örnek gösterilebilecek karakterler varken, ben öncelikle romanın en masum yanı olan Naim Efendi ve Hakkı Celis üzerinde durmayı tercih ederim. Çünkü tabii olarak insanın içine dokunan, bu kargaşa içerisinde kendini en saf şekilde saklayabilen insanlar oluyor.

    “Ümit ve teselli kapısı yirmi yaşında bu gence ilk defa olarak bu akşam kapandı; bu ilk felaket duygusunun önünde hissettiği şey acı bir şaşkınlıktı.”
    Hakkı Celis’in ilk veya son denemeyecek şekilde Seniha’yı duyduğu hisler, bu teselli kapısının hep arkasında kaldı. Kendi iç dünyasını hiç kimseye açamayan, aynı zamanda şairliğiyle öne çıkan bu saf çocuk, her zaman bir teselli oldu Naim Efendi için. Birbirleriyle olan sohbetlerinde ne bir gencin sabırsızlığına ne de bir ihtiyarın öfkesine rastlardınız.
    “Dünyada eş yüzler olduğu gibi, eş ruhlar da vardır. Bunlar diğer ruhların kalabalığı arasında mütemadiyen birbirini ararlar, yaştan münezzeh [uzak,arınmış] oldukları için yılların açtığı mesafe buluşmalarına mani değildir.”

    Romanda büyük bir önem taşıyan ve karakterlerin en keskin noktası olan Senihadan bahsetmem gerekirse, dahil olduğu ve pek çok kez zarar verdiği bu hayatlara karşı hiçbir mesuliyet hissetmiyor olması onu farkında olmadan fazlasıyla etkiliyordu. Seniha gibi sert bir şekilde ideallerinin ardına düşen ve her şeyi kendi aleyhinde sanan insanlar en büyük zararı kendilerine ve çevresine verirdi çoğu zaman.

    Romanın arka planında geçen muharebe, kitabın sonlarına doğru Hakkı Celis’i çok vahim ve duygulu bir sona götürüyor. Naim Efendi de yavaş yavaş eriyen serveti ve insanın kalbini titretecek şekilde yalnız kalışıyla romanın sonunda bir belirsizlik, içimizde bir boşluk meydana getiriyor.
    İnsan sahip olduğu şeylerin aksine kendi payına hiç sönmek bilmeyen bir meşale bırakmalı ve gözü yerine gönlünü doyurmalıdır bana göre. Hayatının yol ayrımına vardığındaysa en büyük kazancı bu meşale ve boş meşguliyetlerinden kurtulmak ferahlığı olmalıdır. Hayatın değerini bilmek de onu kaybetmek de bizim elimizde. Boş hevesler bize hiç bir şey kazandırmaz ama çok şey kaybettirir. Ve hayat, anlamını bilen insanlar için çok daha değerlidir.
  • 372 syf.
    ·5 günde
    Okuyalı uzun zaman oldu ama beklemek istedim.İçerisindeki yazılanları daha doğrusu yaşananları sindirmem oldukça uzun sürdü.Öncelikle belirtmek isterim ki herkesin okuyup,sindirmesi gereken bir kitap.Daha doğrusu bir kitaptan daha fazlası...
    Hepimiz toplumun birer ferdiyiz,kimimiz öğretmen,kimimiz doktor,kimimiz müzisyen,kimimiz çaycı...Ama sonuç olarak hepimiz birer bireyiz,bilinçlenmek zorundayız.Toplumun en küçük yapı birimi aile,bir çocuğun nasıl bir ailede yetiştiği onun tüm hayatını etkiliyor,abartmıyorum gerçekten öyle.Bana soracak olursanız aile eğitimi toplumda oldukça fazla rol oynuyor.Benim başıma gelmez,benim eşim yapmaz,benim çocuğum böyle bir şey yaşayamaz demeyin.Sonuçta insanız iyisi ile kötüsü ile bir şeyler yaşıyoruz.Bunların önüne geçmeye bakın.
    Bu eserde okuduğum,yaşanan olaylar beni derinden etkiledi.Kendi kendime hemen şu soruyu sordum her okuduğum olayda:"Sen olsan ne yapardın? Dayanabilir miydin?"Açıkça belirtmek isterim ki düşüncesi bile beni kahretmeye yetti.Düşünsenize şuan bu platformda belki yan dairemizde belki alt komşumuzda belki çok yakın arkadaşlarımızda bu durumu yaşayanlar var.Evet inanmak zor ama var.Bu mağduriyetleri yaşayanlar dışında bu iğrençlikleri yaşatanlar da belki de hemen yanı başımızda...Ensestlik kavramı sadece bizim ülkemizin değil diğer ülkelerin de büyük bir sorunu haline gelmiş.Eskiden bu tarz olaylar yoktu,dünya bu kadar kirli değildi söylenmelerine ben açıkçası inanmıyorum.Eskiden de vardı,şimdi de var,korkarım ki gelecekte de var olmaya devam edecek.Şimdilerde artık toplum sorunu haline geldiği konuşulmaya,dile getirilmeye başlandığı için yeni oluşmuş izlenimi veriyor bizlere...
    Ben sevgi dolu bir ailede büyüdüm,ailem bir an olsun sevgisini eksik etmedi benden.Ama bu kitabı okuduktan sonra o sevgilerin,mutlulukların kursağımda kaldığını hissettim.İnsan mutlu bir çocukluk geçirdiği için üzülür mü hiç? Ben çok üzüldüm.Ben bunları yaşarken başka bir şehirde,belki de yan dairemde böyle bir hayatı yaşayan da varmış dedim kendi kendime.Kitabı okurken aileme anlatmadım içeriğini,bana engel olacaklarını biliyordum çünkü böyle şeyler okumam beni çok etkiler,çok hassasım gibi gibi...Ben okurken hassasım,etkileniyorum,peki ya bunları yaşayanlar?Sizce benim gözümü,kulağımı kapatmaya hakkım var mı? Ben cevap vereyim "YOK!". Sizin de hakkınız yok.Kitaptan sonra insanlara bakış açım oldukça değişti,özellikle savunmasız çocukları daha fazla gözlemlemeye başladım.Bilinçlenme şart; önce ailede,sonra da hayata atıldığımız mesleklerde...
    Kitap demeye dilim varmıyor benim için daha fazlası...
    İçerikleri uzmanlarla hazırlanmış,birebir olayın içindeki insanlarla iletişime geçilmiş ve bizlere aktarılmış.Olay mağdurlarının söylemlerini okurken birebir karşımda ve ben onları dinliyormuşum gibi hissettim.Çoğu kez gözlerim dolu dolu,kalbim buruk bir şekilde okudum satırları. Aslında söylemek istediğim, yazmak istediğim çok şey var, ama hepsi dilimde bir düğüm gibi adeta...İnanın bir düğüm olmuş ve gönlümden çıkmak istemiyor kelimelerim adeta...
    Hem ne diyordu Cengiz Aytmatov ;
    "İnsan her şeyi anlatamaz, zaten kelimeler de her şeyi anlatmaya yetmez."
    Zulümler karşısında, iğrençlikler karşısında susmayın, susmayalım...Susmayalım ki cesaret alamasınlar sessizliğimizden.
    "Ben kusursuz doğmadım, acemi ve sakardım. İyi bir insan olmaya, vicdanımı temiz tutmaya çabalarken kırıldım.Hayat çok ince ve kırılgan..."
    Mutlulukla ve iyilik ile kalın...
  • Çocuk,yaramazlığı bilerek yapar.Ya öç almak için,ya aile içindeki kaybettiği statüsünü yeniden kazanmak için,ya dikkat çekmek için,ya da kendisini yetersiz gördüğü için.
  • 464 syf.
    ·Puan vermedi
    Latin edebiyatı, büyülü gerçeklik, bu terimleri bu kitap sayesinde öğrenmiştim, lanetli buendia ailesi, bir örnek isimli aile üyeleri, akıllara ziyan maceraları her satırı zevkle okunur
  • 336 syf.
    ·3 günde·7/10
    Yazar Anladığım kadarıyla televizyon için drama hazırlayan biriymiş. Kitapta tam anlamıyla aile ilişkilerini detaylı şekilde anlatan, bir aşk romanı; canınız sıkkınsa, kendinizi saracak bir kitap arıyorsanız, içinde aşk geçen romanları da seviyorsanız okumanızı tavsiye edebileceğim güzel bir kitap.
  • İnsanlar birbirinin maddi yardımlarına ve paralarına değil, sevgilerine ve alakalarına muhtaçtılar. Bu olmadıktan sonra, aile sahibi olmanın hakiki ismi, “birtakım yabancılar beslemek”ti.