"..amaçsız ve sakin yürüyüşler sırasında dünyadan bir şeyler beklemeyi bırakır bırakmaz, dünya da kendini size verir, bırakır, teslim olur. Hiçbir şey beklemez olduğunuzda, mevcudiyet için bir takviye, karşılıksız bir lütuf olarak sunulur her şey. Yorgunluklar, başarılar, planlar, beklentiler dünyasında çoktan ölmüşsünüzdür. Ama bu güneş, bu renkler, şurada kıvrıla kıvrıla yükselen mavi duman, bu çıtırdayan dallar... hepsi ama hepsi birer hediyedir."
Onlarca kaydedilmiş gönderi, okunmuş incelemeden sonra nihayet söyleyebiliyorum ki sevgili Frederic Gros'un ve daha nice düşünürün yürüme hakkındaki o muazzam sadelikteki büyüleyici aktivite hakkındaki düşüncelerini sonunda okuyabildim.Okudum, anlamlandırmaya ve içselleştirmeye çalıştım, sayısız yeri işaretledim ve bahsi geçen isimleri de okuma sürecimde araştırma fırsatı buldum. Yani beni pek çok yönde etkilediğini rahatlıkla söyleyebildiğim bir süreçti.
Sevgili Gros kitabı boyunca bize aslında ilk bakışta pek çoğumuz için basit hatta gündelik gelecek ve belki de yaparken derin anlamlarını pek de düşünmediğimi bir aktiviteyi açıklıyor. Yürümek. Açıklıyor diyorum, çünkü sahiden bunu yapıyor. Nedir, nasıl yapılmadılır, nasıl yapılmamalıdır gibi kalıp tanımlayışlardan sonra bu sefer anda kalmayla ilişkilendirilmesi üzerine yazıyor. Pek çok ismi ve onların yürümeye nasıl baktığını da ekleyerek bir de onların gözünden olayı inceleyebilmemiz için bizlere fırsat veriyor. Her biri için yürüme farklıdır, her biri için hayatının bir noktasına çok farklı açılardan dokunur ama ortak noktaları yürümeyi merkeze almalarıdır, yürüme olmadan aktif bir devinim içinde olamazlar, dolayısıyla var olamazlar. Nietzsche, Rimbaud, Rousseau, Thoreau, Nerval, Kant ve Gandi kitabın konuklarını oluşturuyor ve kitap boyunca hem bu şahsiyetlerin