o gün aklıma bundan sonra başka başka yataklarda, başka insanların yanında uyuyacak oluşumuz geldi.
ardından aynı sabahlarda başkalarına günaydın diyeceğimiz.
ardından aynı hafta sonunu başka insanların yanında geçireceğimiz.
düşündükçe, yutkunuyordum.
ağlamıyordum ama kafamın içindeki sesleri bir ara ayrıca oturup anlatayım sana, bilmen lazım.
kafamın içinde dönüp durdu sabaha kadar sorular ve işaretleri çengel gibi saplandı beynime.
gözlerim acıyordu artık.
sabah olduğunu evin önünden geçen simitçi sayesinde anladım. farkında değildim ne sabah olduğunun, ne sigaramın bittiğinin, ne de gittiğinin.
farkında değildim.
ağlamıyordum ama kelimelerim birkaç şairi intihar ettirebilecek düzeydeymiş, yanımdakilere sor.
hatırlayamıyorum.
söyleniyorum çocuk gibi.
başka şehirde yapamazsın sen, yanımdan başka yerde rahat uyuyamazsın. tanırım seni, yattığın yeri ararsın.
karnın acıkır, bizim dürümcüyü falan ararsın oralarda yapamazsın diyorum ya işte, anla. saçmalarsın.
seni taşıyan otobüs hareket ettiğinde içimde birkaç parçam kopmuştu. konuşuyordum ama dilime, kelimelerime ihtiyacım yoktu o an. zihnim bana durum raporu veriyordu.
"bak yine bir otobüs terminalindesin, yine gidenin arkasından sallıyorsun yazı yazdığın elini."
bilemiyorum şimdi ne yapacağımı.
darmadağın değilim ama biraz dağınığım.
ama kızdığın, kızabileceğin türden olanından değil bu.
bu yatağımı, çekmeceleri dağıtmam gibi değil. bu beyin dağınıklığı. hem de ateş etmeden.
dile kolay,
gönlüme zor.
evde ara sıra sevdiğin şarkılar çalıyor.
şarkı bitmeden,
ben bugün bir şiirde aradım seni.
eskiden hangi kalabalıkta olursan ol, tanırdım seni. belki biraz yalnızlığından, belki biraz masumluğundan.
şimdi bilmiyorum bir sokak köşesinde karşıma çıkarsan, tanıyabilir miyim seni?
biliyor musun, korkuyorum.
ya yıllar geçer ve senin yüzünün çizgileri yaşını çoktan geçmiş olursa ve ben seni ilk günkü gibi seviyor olmama rağmen dün görmüş gibi anımsayamazsam?
artık seninle ayrı sabahlara uyanmaktan değil, seni tanıyamamaktan korkuyorum.
ne acı, değil mi?