Hasen [Radyallâhu Anh) şöyle anlatmıştır: Yûsuf (Aleyhisselâm)ın, babasının koynundan ayrılışıyla, tekrar buluştukları güne kadar geçen seksen senelik zaman zarfında Ya'kûb (Aleyhisselâm) ın gözlerinin yașı dinmemiştir. Oysa o gün Allâh nezdinde Ya'kûb (Aleyhísselâm)dan daha değerli bir kul yeryüzünde bulunmuyordu."
(et-Taberi,rakam:19739, 7/284)
İnsanlar zengin olunca veya yüksek makamlara geçince üstlerine karşı mütevazı olsalar bile altındakilere karşı böbürlenmeyi âdetâ bir vazife sayarlar. Hele işi istediği gibi yapamadıysanız vay halinize... işte o zaman insanın iç yüzü meydana çıkar. Bir münakaşa esnasında bu kibir kendini iyice gösterir. Elbirliği ile yapılan işlerde kendini kasar. Başkalarını çalıştırmayı sever. Ama kendisi buyruk istemez. bu bir kibir alametidir. "Namaz kılmamakda kibirden ileri gelir." derler.
Öncekilerin ve sonrakilerin ilimleri, Kur'ân-ı Azîmüşşân'ın içindedir. Onu layık olduğu gibi öğrenip öğretmek kadar tatlı,lezzetli,sevimli ve kıymetli bir şey yoktur. Zira her şey fânîdir. Her bilgi fânîdir. Yalnız Kur'an ilmi bâkîdir. Ona fânîlik bulaşmaz. Çünkü Cenâb-ı Hakk'ın kelâmıdır. Ona sarılanlara da fânîlik yoktur. Ona sahip olanlar, onunla amel edip onu kendilerine imam edinenler cennette gibi yaşarlar.
-Cenâb-ı Hak cümlemizi sevdiği kullarından eylesin,âmin.