1917 Sovyet Devrimi'nin alegorik anlatısı, Rus İmparatorluğu'nun son çarı II. Nikolay'ı temsil eden çiftlik sahibi Bay Jones'un çiftlikteki hayvanlara eziyet etmesiyle başlıyor. Hayvan halkının gördüğü kötü muamelelere tahammül edemediği için isyan bayrağını çeken ve devrim düşüncesini ortaya atan Koca Reis aslında toplumdaki sınıfsal eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasını destekleyen Marx veya Lenin'in bir temsilini yansıtıyor.
Rus çarının tahttan indirilmesiyle, işçi sınıfını oluşturan hayvanların başına geçen Kartopu ve Napolyon adlı iki domuzun romanda iktidara geçmek için verdikleri mücadele ise, Sovyet Devrimi'nin önderleri Troçki ve Stalin'in rekabetini anımsatır bizlere. Bilindiği gibi, devrim döneminde Stalin'in başını çektiği karalama kampanyalarıyla devrimin ikinci adamı Troçki ülkeyi terk etmek zorunda kalır.
Stalin, "Komünizm" adı altında büyük bir sömürü düzenini, faşizmi, işkenceyi de beraberinde getirdiği, aslında bir devrim niteliğinde başlasa da değiştirilmek istenen Çarlık Rusya'sından bir farkı dahi olmayan ve hatta işkence ve baskının geçmişte yaşanılandan daha yoğun olduğu totaliter bir rejimin kurucusu olarak karşımıza çıkar.
Koca Reis yani Marx tarafından eşitliği getireceği düşüncesiyle oluşturulan bir tür komünist manifesto olarak görebileceğimiz yedi maddelik "Hayvanizm" ilkeleri yavaş yavaş Napolyon tarafından çıkarları doğrultusunda değiştirilmeye başlıyor. "Amaca ulaşmak için her yol mübahtır" mantığıyla yoluna devam eden Napolyon, tiyatro seyircisine Machiavelli'ci bir tip çizerek, bu uğurda ne öldürmekten ne de işkence yapmaktan vazgeçiyor.
Marksizmin teoride iyi olmasına rağmen ne zaman uygulamaya geçirilse, açlığı, eziyeti, işkenceyi, soykırımı ve toplumsal ayrışmayı da beraberinde getirmesinden Marx'ı sorumlu tutabilir miyiz,