Roman alanında tek bir eser verebilmiş: Ancak ölümünden sonra Servet-i Fünûn dergisinde tefrika edilen Zehra.
Zehra, yoğun gerçekçi tutumu, bir İstanbul ailesini dile getirişi, geleneksel yaklaşımın Müslüman Türk kadınından söz açmaya pek el vermediği dönemde, aile kadınlarını odak alışıyla önem kazanır. Eserde ayrıca on dokuzuncu yüzyıl sonunun İstanbul'u gelenek ve göreneği, ahlâk anlayışı, aile kurumu, ticaret dünyası, tiyatroları, eğlence yerleri, baloları, tulumbacı ağzı, Boğaziçi ve Bakırköy gibi yazlık semtleriyle yaşatılmıştır.
Fakat kısacık hayata, edebiyatımız açısından değerli eserler armağan etmiş. Edebiyata şiirle başlamış Nabizâde Nâzım; eğitiminin sağladığı imkânla bilim yazıları yazmış, derken hikâyeler. Uzun hikâye niteliğindeki "Karabibik" (1890), bir Antalya köyünde geçen konusuyla edebiyatımızda memleket gerçekçiliğinin ilk örneklerinden sayılıyor.
Tanpınar'ın 1949'daki saptaması yazık ki önemsenmemiş: "Bizce -eğer verdiği yazılış tarihi doğruysa- bu romanda izahı biraz güç olan tek mesele kitabın roman bünyesine uygun il Türk eseri olmasıdır.
Ne var ki, Araba Sevdası, Recaizâde Mahmud Ekrem'in tek romanı, nice zamanlar göz ardı edilmiş. Araba Sevdası 1880'lerde yazılmış, ancak 1896'da yayınlanmış. Bu roman, bence, anlatım, üslûp, kurgu açılarından dönemi için çok seçkin bir eserdir. Dahası, seçkinliğini bugün de korumakta.