Kafa yoranlar, "Kafayı bozacaksın, bu gidişle kafayı yiyeceksin, memleketi sen mi kurtaracaksın?" türünden alaylarla karşılaşabiliyor. Oysa buluşlar, kurtuluş savaşları, uluslararası ödüller tamamen kafa yorarak ulaşılan hedefler... Herkesin kafa yorması belki zor ama doğa için, bilim için, sanat için kafa yoranları engellemek neyin nesi? "Siz kafanızı yormayın, biz gereğini yapıyoruz," diyenlere bir cevabınız var mı? Düşünen Adam heykelinin Japonya'da Kyoto Ulusal Müzesi'nde, Norveç'te Ulusal Galeri'de, İngiltere'de Cambridge Üniversitesi'nde yer almasına rağmen Türkiye'de akıl hastanesinin bahçesinde olduğunu unutmadan cevap verin ama. İşte bize kafa yormamıza vesile olabilecek bir soru...
Bu dünyada sana kötülük yapmak isteyen insanlar çıkacak karşına ama unutma ki iyilik yapmak isteyenler de çıkacak. Kimi insanın yüreği karanlık, kimininki aydınlıktır. Geceyle gündüz gibi! Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama! Kendini koru kızım, insanlara karşı kendini koru!
Peki, biz oyunu nasıl, ne için, ne amaçla uygun görüyoruz çocuklara? Ben söyleyeyim: Oyalanması için! Bu yanıt doğru ama eksik... Çünkü oyun; bireyin kendini oyalayabilmesinin, kendini gerçekleştirebilmesinin, kendini yönetmesinin gereklerinden biridir. Ama sadece bir tanesi. "Oynasın da oyalansın," diyerek çocuğu oyunla baş başa bırakmak, oyunu küçümsemek aslında büyük bir hazineye sırtımızı dönmektir. Oyun gerçekte; bir çocuğun oyalanmasının yanı sıra kendisi olması ve yaşamla barışıklığını devam ettirmesi için ciddiye alınması gereken bir eylemdir. Yani oyun; eğlenmeden, hazdan, oyalanmadan daha fazlasıdır.