Çevresindeki dünyanın eriyip kendisinden uzaklaştığı, gökyüzünde bir yıldız gibi tek başına kaldığı andan, bir üşüme ve umutsuzluğun üzerine çullandığı bu andan, sıyrılıp çıktı Siddhartha, öncekinden daha çok Ben'di, daha bir sıkıca toparlanmıştı. Bu son ürpertisiydi uyanışın, Siddhartha hissediyordu bunu, en son kasılmasıydı doğumun. Ve hemen yine yola koyuldu, hızlı hızlı ve sabırsızlıkla yürümeye başladı, eve gitmeyecekti artık, babasına gitmeyecek, geri dönmeyecekti.
Evet, geride kalmıştı hepsi, kadeh içilip boşaltılmış, onu yeniden dolduran çıkmamıştı. Yazıklanılacak bir şey yoktu, geçip gitmiş hiçbir şeye yazıklanmamak gerekiyordu.
Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar;
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allah'ın adını,
Günahkâr da sayılmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendi’ye.