the thin red line filminden iki söz:
a) herkes başkasının ışığında oturuyor.
b) ruhum, izin ver, içinde olayım.
ben de birleştiriyorum: başkasının ışığında oturan ruh, herkesin içindedir artık.
başımı çevirip size baktım; etli taş örgüsü gece kalesi önünde, elinizde çok büyük, hiç bilmediğim bir harf ve gökten inip omuzlarınıza dokunan şimşek ile güzeldiniz. güzellik, fütursuz bir yetenekse / güzellik, biraz da akışkanın huysuzluğuyla gölgelenmek demekse / başımı çevirip size baktım. tanrıya giderken anayoldan ayrılan, karanlık bir patika kadar güzeldiniz. dayanamadım, peşinizden geldim. bir fikrimde dolunay var, bir fikrimde hilal; artık hangisini beğenip seçerseniz.
çıplak. taş bir balkondan aşağıya bakıyor -odadayım ve rüzgarın hafifçe havalandırdığı tüllerin arasından, yattığım yerden onu seyrediyorum.
psikolojimi çelik bir kasaya kaldırdığım iyi olmuş; birazdan yanına gidecek, son nefesimi küçük omuzlarına vereceğim.
nefesim korkutuyor onu- hala yaşamamı anlamakta zorlanıyor; sevmekten başka bir haylazlığım yok