Yıkılının bu sakat bacakla iki yanardağ arasında sıkışır kalırım.
Göğsüm ezilir aklıma yuvarlanan kaya parçalarıyla, yüreğim
yarılır. Senin hıçkırıklarınla sarsılır lav yatakları, küller ve alevler ovalara saçılır. Artık o kadar acıyı denizler bile almaz. Bilinç çelikleşip ateşle sınansa da kanım buzlanır. Tozar ufka yalnızlıklar ve nefti ayaz. Ağlama, ağlama dayanamam.
Gözlerinde Sabah Yıldızı, gözlerin Gece.
Kumsalında emeklediğin nehir kurur yoksa, yürüdüğün patikalar kaybolur, çiçek açmaz diktiğin nar ağaçları. Ceylanlar su
içmeye inmez pınarlara bir daha, keçilerin yabanıllaşır. Azad
ettiğin bülbüller susar ebediyen, posta güvercinlerin güzergahını şaşırır. Ağlama, ağlama dayanamam.
Kazan şehri bir seraptır senin için
Volga ve Don kıyıları hayal...
Kıvırcık saçlarına kar kokusu sinmiş
yüzün ve yüz kıvrımların la'l.
Çırpınan bir keman sesi, kırılan bir yay. Sıçrayan bir pars, karanlığa dağılan bir kükreme. Yaralı bir sineabm uçuruma kendiliğinden atılışı. Gözlerinde uzun bir sessizlik, gözlerin Gece.
Okuyamadığım bir duman işareti.
İpekli bir seccade
gibi açılır önümde
kutluğ sabah,
binlerce mum
gökyüzüne asılı bir avizede
yanar
gibi doğar güneş.
Kuşluk vakti dünyaya geldin. İlk çığlığın bir yemine benzer, işte
verdiğin söz. Çinke taşıyla kesildi göbeğin. Yumulu avucundaki
alarnet bir hançere benzer, işte 'mucip sebebin'. Geyik derisiyle
ben sardım seni. Yenilgimize avunç oldun, sürgünüroüzde çare.
Aşkın zorba yasasını buldum sonra
o mülteci yalnızlığı
ölüme dudak büküşünü asi kanın
o kızıl aydınlığı
kırılmış tuz kristalini tirşe yıldızların
yıldız gerdanlığını ayın
bayrağını buldum meydan okumanın
sınır taşlarını acının.
Aşkın zorba yasasını buldum sonra
büyük umutsuzluğu
sis kokusunu o dar sokağın
hayatla ölüm arasındaki aşılmaz uzaklığı
mücevher kutusunu sabahın
o arkaik çığlığı
haritasını buldum Kayıp Ülke'nin
tarihini azabın.
Ben, toprağa mahkum bir çiftçi.
Ben, kalbi mühürlü bir çoban
çığ tutmuş hasrete, kadim belaya.