Allah (Subhanehu ve Teala)’ya hamd, Rasulü’ne salat ve selam olsun. İçerisinde yaşadığımız toplum İslam dininin en temel kaidelerinden cahil bırakılmış ve bu cehaletleri sebebiyle de sahih itikattan fersah fersah uzaklaşmışlardır. Bunun sonucu olarak da kendilerini bir yandan İslam’a nispet ederken, diğer yandan şirk ve küfür itikatları ile itikatlanmışlardır. Bunun en bariz örneklerinden bir tanesi de “tekfirsizlik” itikadıdır. Bu toplumun kendisini İslam’a nispet eden kahir ekseriyeti, insanların ameline ve itikadına bakmaksızın kim ne yaparsa yapsın Türk olduğu için, hatta etnik kökeni ne olursa olsun Türkiye’de doğduğu için onları Müslüman kabul ederler. İnsanların küfür yahut şirk amelleri işliyor olmaları onların Müslüman olmalarına engel değildir bu din cahili halk yığınına göre. Hatta çoğu zaman insanların küfürleri noktasında kendi beyanatları dahi onların kafir olmalarını sağlayamaz. Allah (svt)’ya inanmadığını, ahireti inkar ettiğini, intihar ettikten sonra gömülmek dahi istemediğini söyleyen insanlar Müslüman kabul edilir, İslam’a uygun olarak defnedilir. Bu ülkede en büyük ateistlerin, en azılı din düşmanlarının dahi cenaze namazları kılınmış ve defin işlemleri İslam’a uygun yapılmıştır. Örnekleri çoğaltmak mümkündür fakat bu kadarı bizim durumun vehametini anlamamız için yeterlidir. İçinde yaşadığımız toplumun, diğer bütün şirklerini ve küfürlerini bir yana bırakacak olsak, tek başına bu sapkın itikatları dahi onları İslam dairesinin dışarısına çıkarmaya yetecektir. Zira yalnızca İslam değil, hiçbir din tekfirsiz olmaz, olamaz. Sınırları belli olmayan hiçbir düşünce sistemi, ideoloji olmadığı gibi sınırları belli olmayan bir din de düşünülemez. Kendisine aykırı davrananın aforoz edilmediği hiçbir inanç sistemi yoktur. İşte İslam da belli başlı sınırları