Aleksitimik bir toplumda yaşıyoruz. Dili elinden alınmış, dilsizleştirilmiş bir toplumda... Duygularımızı ifade edecek sözcükleri arıyor, ama bulamıyoruz. Çoğu zaman duygularımız olduğunun bile farkında değiliz. İçsel yolculukları unutalı çok oldu.
İçimizdeki keşfedilmeyi bekleyen kıtalara nicedir bir gemi göndermiyoruz. İçimizin nuru söneli beri dış dünya dahi karanlıktan geçilmiyor. İç zenginliğini yitirmiş olan insanlar, en son tahayyüllerini de ellerinden çıkardılar. Rüya denizlerinin suyu kıyılarımızdan çekildi. Aleksitimik toplumun bireyleri gece-gündüz iş düşünüyor; çarşıda pazarda, kırda vapurda rakam konuşuyor. Rakamların sırtında, daha kocaman rakamlara koşuyoruz.
Yunanca'da a: Yok, leksis: Söz, thymos: duygu anlamına geliyor. O halde bu terimi Türkçe'ye şu şekilde çevirebiliriz: Duygular için söz yokluğu.
Aleksitimi kavramı temelde üç kişilik özelliğini kapsıyor: (1) duyguları tanıma ve tanımlama zorluğu
(2) düşlem yaşamında kısırlık (3) işevuruk (operasyonel) düşünme.
O büyük ve muazzam zamanda unuttum
Kanatlarım çok oldu üşüyor benim
Bu beyaz ıssızlıkta göğsüme düşüyor
Bu yüzden eğik boynum.
Bir kuşun anısı kalmış bende, saklı
Bundan gözlerimdeki kayalık,
içimdeki serseri buzullar
Dürtme içimdeki narı
Üstümde beyaz gömlek var.