Çok az ders çalışanların arasından rastgele seçilmiş 10 üniversite öğrencisini sorgulayın, itirafların özetle şöyle olduğunu görürsünüz:
Dün lisede öğretmenlerimiz her gün için, her saat için yapmamız gereken görevleri bize dikte ediyorlardı. İşlenecek dersler açık ve kesin bir biçimde belirlenmişti. Tarihten belli bölümünü çalışmamız, geometriden belli bir teoremi öğrenmemiz, belli bir ödevi yapmamız, belli bir bölümü tercüme etmemiz gerekiyordu. Dahası yardım görüyor, yüreklendiriliyor ya da azar istiyorduk; rekabet şevk ve ustalıkla yürütülüyordu.
Bugünse her şey çok farklı. Net belirlenmiş hiçbir ödevimiz yok. Zamanımızı canımız istediği gibi kullanıyoruz. Daha önce çalışmamızın dağılımında hiçbir zaman insiyatif kullanmadığımız için, ayrıca bu zayıflığı yenmemize yardımcı olacak hiçbir yöntemin bize öğretilmemesinden ötürü, halimizin yüzmeyi itinayla takılmış yüzme kemerileriyle öğrendikten sonra çırılçıplak suya atılmış insanlardan hiçbir farkı yok. Boğulduğumuzu söylemeye gerek yok. Ne çalışmayı ne de kendimizi nasıl çalıştıracağımızı bilmiyoruz. Ayrıca irademizi kendi kendimize terbiye etmenin yöntemleri hakkında nereden bilgi edineceğimizi de bilmiyoruz. Bu konu hakkında pratiğe dayanan hiçbir kitap yok. Bu yüzden kaderimize boyun eğiyor ve kaybettiklerimizi düşünmemeye çalışıyoruz. Bu çok acı verici bir durum. Sonra Cafe bistro ve görece bir neşe içinde arkadaşlar var. Zaman her halükarda geçiyor.