Sadece Öneri
Ne olursa olsun karşınızda ki kişiyle aklınızı kullanarak irtibat kurun kalbinizle değil Akıl mantık yoluyla iletişim kurar karşısında ki kişinin yanlışlarını doğrularını fark eder analiz eder ve o kişiyi hayatınızda kalmalı yoksa kalmamalı mı daha kolay seçim yapar. Kalp duygusal yaklaşır normal sıradan gördüğünüz biri ile konuşurken bile fark etmeden duygusal olarak bağlanabilirsiniz bu yüzden kalbinizin kırılma ihtimali daha yüksektir. Bu benim kendi fikrim yani fark ettiğim şey araştırmadım.
Duygu ve Düşünce
ALLAH DERİM Sırtımda, taşınmaz yükü göklerin; Herkes koşar, zıplar, ben yürüyemem! İsterseniz hayat aşını verin; Sayılı nimetler bal olsa yemem! Ey akıl, nasıl delinmez küfen? Ebedi oluşun urbası kefen! Kursa da boşluğa asma köprü, fen, Allah derim, başka hiçbir şey demem! Necip Fazıl Kısakürek Necip Fazıl Kısakürek
Şiir
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bu yazı Ahmet Altan’ın “aldatmak” isimli romanını okurken yazılmıştır. Henüz kitap bitmedi ama sıcağı sıcağına yazmak gerek. Soğutmaya gelmez bu işler! Tadı tuzu kaçar. Bekletilmiş, dibi tutmuş aşk nasıl yaşanmaz ise, duygu üstüne yazılar da aceleye gelir! Erkeğin aldatmasının modası geçti, sıra kadına geldi belki ama aslında aldatma hayatımızın göbeğinde galiba. Varsın “in” olsun bu konu, yine de yazmayı göze alırız! Eşin ya da birlikte olduğunun “iyi” olup olmamasına bakar mı aldatmak (sayfa 17)? Belki eş iyidir, aile babası ya da annesidir. Ama o “gizli kalmış, söylenmemiş kelimeleri duymadığı zaman” mı aldatmanın yolu açılır? Aslında tutkunun gelişim yolu tek kişiliktir. Kişiseldir. Ne aldatılan, ne aldattığın belirler yaşananı. Diğerlerinin esamesi pek okunmaz. Kişinin kendi yapar. O ya da şu hep bahanedir. Kişi tutkuyu kendi yaratır, kendi öldürür. Aşkın nesnesi yoktur. Oyun tek kişiliktir. Akıllı olan aşık olur mu? Aklı olan “tutku” yaşar mı? Akıl tutkunun rakibidir. Aşkın büyüsü akılsız olmasındadır. En içeriden güdüler belirler aşkı. En derinden vurur, aşk. Yüzeydeki akılın çırpınışları dibe batışı durduramaz. Çıkmak isterken insan akıldan yardım ister, akıl da esirgemez el uzatır. Ama nafile! Tutkunun sanal çekimi aklı yaya bırakır, “otomobil uçar gider” (sayfa 20). Tanrı sanaldır. Aşık olunan da tanrısal yüceliği farkında olmadan üstünde taşır. Aşkın nesnesi yoktur. Tanrı içimizdedir. Onu yaratan kişidir. Yok eden de! Ne kadar sıkıcı değil mi aşkı böyle görmek. Aşkı görmek değil, yaşamak gerek. Zaten göremez, yaşarsın (sayfa 23). Kaşla göz arasında vurgunu yersin, yıldırım gibi “düşer”, şimşek gibi karşındakine “çakar”, sonra da özür diler gidersin. İhanet duygusunu yaşamamak mı marifet (sayfa 38). Vurup kaçmak, gösterip vermemek. Kendini gösterip,
​"Her kafadan bir ses, her köşede bir kural, her adımda bir suçlama... Akıl namına ne varsa tükettiniz içimde."
Beni uyarıp bana akıl veren o kişi beni yeni bir kişiye dönüştürdü. Mesajı ise çok basit, kimseye bir şeyini anlatmadan ilerlemek. İnsanların sağlığını bile kıskanabileceğini bilmek.
Bir yanda yokluk iliklerimize işlerken, öte yanda insanların kör, cahil anlayışsızlığına çarpıyoruz. Merhamet zayıflık, sevgi aptallık, güven ise alay konusu. Akıl susturulmuş, ahlak çürümüş. Ego şişkin, vicdan kör. Bu çağ, ruhları çökerten bir bataklık.
Duygu ve Düşünce