mahir

10/10
·510 syf.··
2024 5. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2024 15:00
İnsanlık zayıf bir varlıktır ve bu zayıflığın bilincindeki tekamüle erişmiş insanlar her zaman kitleleri kontrol edecek güce erişmiştir. Bu durum binlerce yıllık insanlık tarihinde her zaman farklı biçimlerde gerçekleşse de bunların arasından en etkilisi; insanın virüsü olan dinlerdir. İnsan doğası gereği kendisinden daha güçlü bir varlığa ya da inanca gereksinim duyar, bu gereksinim toplumu yozlaştıran ve aynı zamanda masallara inandıran güçtür. Bu gücü toplumlar üzerinde kullanmayı başarmış kişiler insanlık tarihinin en dahi filozoflarıdır. Alamut'u okurken bu dahilerden birinin felsefesine şahitlik ediyoruz; Hasan Sabbah. Hasan Sabbah'ın felsefesi çağının çok ötesine ulaşıp 21. yüzyılda bile etkilerini gördüğümüz bir kavrama dayanıyor, "inanç" toplumda gerçeği görmekten imtina eden kitleler, inanç ile uyutulmaya mahkumdur. Bu inanç bir din üzerinden temellenebileceği gibi vatan, aile, kan üzerinden de temellenebilir. İnsanlara dayatılan inanç ve ahlak sistemleri zamanla insanlığın büyük bir bölümünü köleliğe mahkum eder. Bu noktadaki en önemli husus bu köleliğin bilinçsizce sürdürülmeye devam etmesi hatta istekle yapılmasının inanç sistemlerindeki sarsılmazlığı arttırmasıdır. Bu sarsılmazlık güç sahibi insanların ya da grupların halkı sömürmesiyle sonuçlanıyor. Yıkmaktan korktuğumuz tabularımız özgürlüğümüzü ve haklarımızı elimizden alıyor. Dinler insanlara şükretmeyi öğretip, insanlığı kapitalist sisteme boyun eğen birer ayaktakımına dönüştürüyor. Vatan ve kana dair aşılanan inanç dünya insanını birer azılı katile dönüştürüyor. Güç sahibi gruplar insanların duygularını sömürüp kendi sistemlerine uymalarını inançla sağlıyor, insanlığı dogmatikle yaşayan içgüdüsel hayvanlara çeviriyorlar. Alamut'u okurken binlerce yıldır farklı biçimlerde süregelen bu düzenin
Fedailerin Kalesi AlamutVladimir Bartol · Koridor Yayıncılık · 201250bin okunma
Reklam
Doğa ve İnsana Kısa Bir Bakış
7/10
·80 syf.··
2024 1. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 11 Ocak 2024 01:54
Kitabın oldukça akıcı ve anlaşılır olduğunu söyleyebilirim betimlemeler de oldukça iyiydi ama hikaye konusunda biraz eksik kaldığını düşünüyorum. Veba döneminin daha detaylı işlenmesini isterdim fakat kitabın kısa oluşunu göz önünde bulundurarak yeterli olduğunu da belirteyim. Kitapla alakalı hoşuma giden taraflardan biri, insanlığın özünü esas alan kısımlardı. İnsan ilkelliğe hızla uyum sağlayabilen yabani bir türdür ve kitapta da bunun izlerini görebiliyoruz aynı zamanda insan her ne kadar toplumsal yaşamla iç içe olan bir varlık olsa da; toplumsal yaşama uyumlu olduğu kadar uyumsuzdur da çünkü ortada bir sorun varsa ve temel sorun toplumdan insana dönen bir yapıyla hareket ediyorsa insan ben merkezciliğe dönmeye ve kendi çıkarları için her şeyi mübah görmeye hazırdır. Kitapla alakalı hoşuma gitmeyen kısımlar ise Proleterya’nın fazlasıyla küçümsendiği kısımlardı. Toplumsal bir kriz anında barbarlığa başvuran ilk insanlar bu sınıfın mensuplarıymış gibi yazılmıştı. Açıkçası bu kısımları Jack London’ın ironik bir biçimde kaleme aldığını düşünüyorum yine de bu kısımların fazla oluşu okurken insanı bunaltıyordu. Kitapta doğa ve insan döngüsü üzerine de oldukça güzel kısımlar mevcuttu. Doğanın dengenin devamlılığı için yarattığı süreci ve bu sürecin doğal seleksiyon kapsamındaki aşamalarını insana özgü bakış açısıyla ele alıyordu. Doğayı ne kadar sömürürsek sömürelim; doğanın nimetlerini insanın yararı için ne kadar dönüştürebilirsek dönüştürelim, doğa yine de ilkelliğe geri dönmek için çabalayacak ve en sonunda da bunu başaracaktır. Popülasyonumuz arttıkça aynı oranda artan tüketim ve popülasyon dengesinin bozunuma uğraması bu başarıyı gelecek yüzyıllarda insanlığın gözleri önüne serecek. Medeniyetler yıkılacak; Devletler, sistemler bir toz birikintisi gibi doğanın
Kızıl VebaJack London · Can Yayınları · 202047,7bin okunma