"Happy Birthday şarkısı istiyorum. Hemen şimdi."
"Burada mı, herkesin ortasında?
Çok şakacısın."
"Şaka yapmıyorum Ayaz."
"Eğer söylemezsem ne olacak?"
"Seninle konuşmam. Derslerde giderim başkasının yanına otururum."
"Sence ben izin vermesem seni kim yanına alır?”
"Tek otururum."
"Sınıfta birden sıralar eksilir, Ah şu işe bak. Yine yanıma kalırsın."
"Seninle göz göze bile gelmem."
"Gözlerin hep beni ararken?"
"Kendini çok büyütüyorsun, Barkın. Bu okulda senden çok daha yakışıklılar var," dediğindeyse bir kahkaha atmıştım.
"Hep somurturum. Laf sokmam."
"Laf sokmandan hoşlanmıyorum zaten. Şimdi bir daha düşündüm de. Seninle konuşmak çok da önemli değil. Ama müzikten daha huzurlusun. O yüzden seninle konuşmaya devam etmek istiyorum."
"Aklımda onca düşünce, onca hayal kırıklığı vardı. Fiziksel bir acı olmamasına rağmen her yerim acıyordu. Sanki her bir parçamı kesmiş, ayrı ayrı yakmışlar ve ben hepsini hissetmiş gibiydim. Bu azalmıyordu. Aklıma gelen her hatırada artıyordu aksine. Düşünmeyi ertelesem de acı gitmiyordu. Gözüm kızarmıştı ama yaşlar da benden izinsiz akamıyordu. Akmalarına izin vermiyordum. Acımı çekmeden önce yapacak şeylerim vardı."
"Herkes seçim yapar ve bedelini öderdi. Bir çocuk yola çıkan topunu almak için yola ilerlemeyi seçerdi. Amacı masumdu ama sonucu, acıydı. Yolda hızla gelen araba ona çarpar ve metrelerce sürüklerdi. Belki de çocuğun en son düşündüğü şey topunu hâlâ alamadığıydı."