Sonunda tüm standartlarını yitirmiş ve artık sanatın sanat olmayandan ayırt edilebileceği herhangi bir ölçüt kabul etmeyen bir sanat, başka nasıl kendini sanat olarak tanımlayabilir?
Din, yerleşik hale gelen insanlar için konforlu bir fenomen olarak gelişmemiş, tam tersine toplu eylemi motive etmiş ve böylece yerleşikliğin ön koşulu olmuş gibi görünmektedir. Müphemliği nedeniyle dinden kaçınılırsa, dini mümkün kılan ve din sonrası başka yollarla telafi edilmesi gereken, evrimsel olarak sabitlenmiş dürtüler yine de kalır. Bu, müphemlik hoşgörüsüzlüğü şeklinde gerçekleşirse (ki böyle olması gerekmez), sonuç insancıl olmayacaktır.
Diller ve lehçeler yalnızca beşeri kültürün ve tinin ifadeleri değil, aynı zamanda konuşanlar için dünyaya açılma ve sosyal iletişim araçlarıdır. Kendi içlerinde bir değeri temsil ederler ve bu nedenle de yaratıcılığın ve insan zihninin çeşitliliğinin tezahürleri olarak korunmalı ve kayıt altına alınmalıdırlar.
İnsani durumlar, çoğunluğun daha iyi şeyleri tercih edeceği kadar iyi işlemiyor, en kötü tercihin kanıtı kalabalığın kendisidir. Dolayısıyla en çok ne yapıldığını değil, yapılması gereken en iyi şeyin ne olduğunu, hakikatin en kötü yorumcusu olan avamın neyi onayladığını değil, ebedi mutluluğa nasıl erişebileceğimizi araştıralım.