Günün sonunda insanın aradığı şeyin, yok ettiği şey olması ise gerçek bir trajediydi. Kestiği ağacın oksijenine, kirlettiği suya ve katlettiği her yaşam kırıntısına muhtaçtı sonunda.
Yokluğun bir adı yoktu ama cismi vardı. Kapladığı yer terliğin, benim ve bu evdeki her şeyin varlığından daha büyüktü. Birinden geriye kalan eşyalar onun yokluğunu çoğaltıyordu çünkü.
Hikayem tuhaf malzemelerden yapılmış eşyalar gibi evin içine yerleşmişti sanki. Bir evin bizim olabilmesi için hikayemizin onun içine yerleşmesi gerektiği doğruydu. Başka ne bir evi bizim yapabilirdi ki?