⁃ Geç kalınmış bir tercihti benim için Orhan Pamuk okumak. Özellikle Masumiyet Müzesi ve Veba Geceleri kitapları... Bir aşığın, daha doğrusu patolojik bir aşkın çok gerçekçi hikayesi Masumiyet Müzesi. Füsun ve Kemal'in delice düşünceleri, duyguları öyle bir anlatılıyor ki, "BU AŞK BAŞKA TÜRLÜ YAŞANAMAZDI" dedim, ama içimden. Yarı siyasi yarı tarihi Veba Geceleri adlı ütopya ise "BU COĞRAFYADA ZATEN BAŞKA TÜRLÜ YAŞAMAMIŞ Kİ İNSANLAR" cümlesini dilimin ucuna getirdi, götürdü..
⁃ Diğer bir kitap Mihail Şolohov'un Durgun Don eseri. Binaltıyüz küsür sayfalık bir destansı anlatım. Okurken ağlamak çok klişe bir eylem gibi düşünülebilir ama Gregor ve Aksinya arasında hissedilen bütün duygular, Bolşevik Devrimi'ndeki o savaşın acı yüzü, ölüm, aşk, siyaset,aile, kısaca insanın hayatında olan her şey ama her şey var kitapta. Bir şeyi itiraf etmem gerekirse Tolstoy'un Savaş ve Barış kitabıyla kıyasıya çarpışır ve benim nezdimde kazananı olmaz. Bugüne kadar okuduğum en iyi kitaplar listesinde birinci değilse ikinci, belki de bir buçuk.. Okurken iki, üç bilemedin beşyüzatmışyedi göz yaşım damlamıştır kitaba. Ölmeden önce bu kitabı okumazsan cennet denen yere nasil gidebilirsin ki!
⁃ Daha sonra Amin Maalouf'un Afrikal Leo ve Semerkant kitapları. Anokronizm (kişi, nesne veya olayların kendi gerçek zaman ve mekânlarından kopartılıp farklı bir çerçeveye oturtulması olarak değerlendirilmektedir) akımına ait kitaplar her zaman ilgimi çekmiştir ki benim için bu işin üstadı Yeniden Çarmiha Gerilen Isa adlı kitabıyla Nikos Kazancakis'tir. Okumadiysan, kesinlikle onu da oku zira her zaman her şart ve dahil altında benim en sevdiğim kitaptır ama sözünü ettiğim bu iki kitap da ne eksiktir ne fazla. Farklı kültürlerin farklı dertleri olur her vakit, bizden uzak ama aynı zamanda bize çok da