Zarifoğlu, liseyi uzattığı yıllarda kısa süre vekil öğretmenlik yapmasının ardından, tekrar Kahramanmaraş'a döndü ve bir gazetede çalışmaya başladı. Lise yıllarında edebiyatla son derece ilgili bir arkadaş grubunun içinde olan Zarifoğlu'nun ilk şiir ve yazı denemeleri, yerel gazete ve dergilerde yayımlandı. Türk edebiyatının önemli isimlerinden Rasim Özdenören, Alaaddin Özdenören, Erdem Bayazıt ve Mehmet Akif İnan'la Maraş Lisesinde başlayan arkadaşlıkları, hayatlarının sonraki yıllarında "Diriliş", "Edebiyat" ve "Mavera" dergilerinde sürdü.
Habersiz - Alaaddin Özdenören
Çocuk uykusunda gülüyor Yılların acı çığlığından habersiz Elleriyle oynuyor karanlıklar Sessiz sessiz. Ah bebem Rüzgâr saçlı bebem Bilsen insanların hâlini bir Bu kara yalnızlıkta körelen Işık benimdir. Bu uzayıp giden yolda Ağlayıp ağlayıp da Aklımı sokmuşum girdabına Yaşamanın. Çocuk uykusunda gülüyor Yılların acı çığlığından habersiz Elleriyle oynuyor karanlıklar Sessiz sessiz.
Şiir
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Dişimi çektiriyordum. Hekim, dişimi çekmeye zorlanırken, o da damaktan kopmamak için âdeta direniyordu. Ben, morfinin verdiği rahatlıkla, acı çekmek yerine, bu ibretli manzarayı hayal âlemimde seyrediyordum. Bu hal bana ölümü hatırlatmıştı. Şöyle düşündüm: Bu diş, çekilmeden az önce damakla, ağızla, beyinle, kısacası bütün bir bedenle bağlantılı idi. Ama, çekilir çekilmez, bütün bu alâkaları kaybetti. Artık o, diş değil bir kemikti. Ölen insan da öyle değil miydi? Ölmeden az önce onun bedeni, hava ile, gıda ile, yerküresinin dönüşü, güneşin doğuşu, baharın gelişi gibi nice hâdiselerle alâkalı idi… Ama, ölüm hâdisesiyle, ruhu bedeninden çekilince, artık onun için ne havanın, ne suyun, ne baharın, ne de güzün bir manası kalmıştı. Artık, dünya dönmüş veya dönmemiş, güneş doğmuş veya batmış, hava ısınmış veya soğumuş, bütün bunlar onu ilgilendirmiyordu… İşte hepimiz bir gün ölümü tadacak, yani ruhun bedenden sıyrılıp çıkmasına şahit olacağız. Artık ne gözümüz görecek, ne kulağımız işitecek. Ne midemizde açlık, ne alnımızda ter... Hepsi bitecek. Ruhumuz yeni bir âleme göçmüş olacak. Bugün hayatımızı, bir mahşer yolcusu olduğumuzu unutmayarak güzelce değerlendirebilirsek o gün, kabir bizim için “Cennet bahçelerinden bir bahçe” olacak. Alaaddin Başar
“Hep bir uçurumun kıyısındayız. Gökyüzüne tutunmaktayız. Bazen ellerimiz uzaklaşır bizden. Bazen gözlerimiz, Bilmem ki neyi aramaktayız.” ||Alaaddin Özdenören
Yüzme bilenin hareketsiz durması aceminin elle ayakla savaşmasından iyidir acemi elini ayağını oynatır durur fakat boğulur yüzme bilense denizdeki dalgıç gibi yüzer durur Mevlâna Konyada sabah vaktiydi Mevlana artık özünü bulmuştu dışarıdaki insanlardan uzlete çekilip yalnızlığa çekiliyor bu yalnız kaldığı saatlerde Rabbi ile sohbet ediyordu Cenabı Hak Kuraanda dışarıda huzur bulamadığınız vakit bana yönelin hicret edin diyordu her yaptığımız hayırlı ve güzel iş Cenabı Hakkın muhabbet kapısını açar bizlere diyordu"Senin istediğin insanlarla konuşamamandır. Bu esnâda Rabbini çok zikret ve O’nu sabah akşam tesbih et”Mevlâna Hazretleri o sabah saatlerinde tatlı bir huzur çöktü üstüne ve o en tatlı saatte kalem elden düştü fakat bir ses yakalandı Konya semalarında "es-Salâtü hayrun mine'n-nevm (Namaz uykudan daha hayırlıdır!)” işte bu sesti bize doğruyu bulduran şükürler olsun bizi bu sese kavuşturan Rabbimize dedi bir abdest aldı özünü yıkadı  bu ezan sesi bize Rabbimizin bir busesidir kimisini uyandırmak için tek bir buse yeter evlâdım fakat anlamayan davul sesini sivrisinek sesine benzetirse o sesi duymayan insanlar mutlaka gaflete dalarlar ve gaflette kalanlar çekirgeler gibi ayağa kaldırılır unutma oğlum Alaaddin
Din
Sevgi acıları tatlılaştırır çünkü sevgilerin aslı doğru yola götürmedir Mevlâna Mevlânaya dostum diyenler o dostluğu kaldıramadılar ve onu kıskandılar oysaki Allah dostları hiç kıskanılırmı onlara ancak gıpta edilir Hz Mevlâna zandan uzak olun zan yalan sözdür her yalan söz kulağı zehirler insanları birbirine düşman eder ve düşmanlık sizi dar bir kabire koyar desede gelde insanlara laf anlat insanlar en güzelini her zaman kendisi için isterdi ve Mevlanayı ilk önce dostundan ayırmaya çalıştılar zalim olanın dostu zayıf olandır iman sahibi olana zalimin oku dokunmaz sözü tesir etmez çünkü iman sahibi insan Cenabı Hakkın sözünü duyar Mevlânayıda dostundan ayıramadılar fakat Mevlânsyı bu sefer içten yok etmeye çalıştılar oğlu Alaaddinin kalbine girerek haset tohumu ektiler ve oğlunu Şemse düşman ettiler bir kalp kale gibidir evlâdım Alâaddin kalbindeki iman o kalenin koruyucusudur imanını terkeden kaleyi düşmanına teslim eder desede Mevlâna onun kalbindeki kötülük tohumunu yok edemedi bazen bir ses vardır şah damarımızdan yakın olan ve bize şöyle seslenir Kalbin en temiz yerindir ve bizi yaratan ilk önce ona bakar içinde zerre aldatma bulunan insan o şahdamarını kesmiş demektir ne acı bir akıbet ne acı bir son Allahı terketmek işte Alaaddin şimdi kötülüğün Şemsi öldür sesini duyuyordu iman kalesini terketme
Din