Küçük Prens, bir çocuk kitabı değil, bazılarımızın içinde hâlâ yaşayan bazılarımızın susturduğu o çocuğa yazılmış bir hikâye…
Bir çocuğun gözüyle sevgiyi, yalnızlığı ve anlam arayışını anlatıyor. Kalbimizin unuttuğu duyguları yeniden hatırlatıyor.
Küçük Prens’in farklı gezegenlerde karşılaştığı insanlar aslında modern toplumun sembolleridir:
•Kral, güç takıntısını
•Kendini beğenmiş adam, onay bağımlılığını
•Tüccar, sahip olma hırsını
•Fenerci, görev uğruna anlamını unutan insanı temsil ediyor.
Küçük Prens onları yargılamıyor, yalnızca anlamaya çalışıyor.
Çünkü biliyor ki anlamak, sevmekten gelir.
Asıl en derin ilişki, Küçük Prens ile Gül arasındadır.
Gül, sevginin hem incitici hem de dönüştürücü doğasının simgeliyor.
Onunla yaşadığı çatışma, sevmenin ne kadar kırılgan ama bir o kadar da gerçek olduğunu gösteriyor.
Tilki’nin söylediği o meşhur cümle, kitabın kalbidir:
“İnsan ancak yüreğiyle baktığında doğruyu görebilir. Asıl olan göze görünmez.”
Gerçek bağlar, sahip olmaktan değil; emek vermekten doğar.
Küçük Prens’in gülü, aslında her insanın kalbinde taşıdığı o tek sevgidir. Kusurlu, kırılgan, dikenli ama biricik. Ve bazen insan, bunu anlamak için uzaklara gitmek, yıldızlar dolaşmak zorunda kalır.
Çünkü bazı şeylerin değeri, ancak kaybedildiğinde anlaşılır.
Küçük Prens sonunda yıldızına döner.
Ama o gidiş bir ayrılık değil, bir kavrayıştır.
Bizim için bir son gibi görünen şey, onun için sevginin sonsuzluğuna dönüşür.
Ve o an anlarız:
Bazı vedalar hüzünlü değil, kutsaldır. ( Gülüne kavuştuğunda ne olduğunu bilmek isterdim :) )