Stoa felsefesinin temel ilkesi, insanın kontrol edebildiği şeylerle kontrol edemediği şeyleri birbirinden ayırmasıdır. İnsan kendi düşünceleri, seçimleri, tavırları ve eylemleri üzerinde çaba gösterebilir; fakat kaderin, zamanın, ölümün, başkalarının kararlarının ve hayatın beklenmedik akışının tamamına hükmedemez.
Bu nedenle Stoa düşüncesi, kontrol edebildiklerimiz için çaba göstermeyi, kontrol edemediklerimiz için ise kabul geliştirmeyi önerir. Bu kabul, edilgen bir teslimiyet değil; insanın iç düzenini koruma, sarsıntılar karşısında dağılmama ve hayatın değişkenliği içinde ölçülü kalabilme çabasıdır.
Şans ve Dans, Stoa’nın bu kabul düşüncesiyle güçlü bir bağ kurar. Romanda hayat, karakterlerin tamamen denetleyebildiği kapalı bir alan değildir. İnsan plan yapar, bekler, sever, kaybeder, susar, sabreder; fakat hayat her zaman kendi ritmini dayatır. Bu yönüyle roman, Stoacı kader fikrini kabul eder: İnsan her şeyi yönetemez.
Ancak roman burada Stoa’dan ayrılır. Stoa’da evrenin düzeni logos, yani evrensel akıl ve kader aracılığıyla açıklanırken, Şans ve Dans’ta hayatın akışı daha çok “şans” kavramı etrafında görünür olur. Fakat bu şans kör ve pasif bir bekleyiş değildir. Romanın dünyasında şans, davet edilebilir; insanın tavrı, cesareti, sabrı ve ilişkileriyle görünür hâle gelebilir.
Bu nedenle Şans ve Dans, Stoacı kabulü aktif katılıma dönüştürür. İnsan kontrol edemediği şeyleri kabul eder; ama bu kabul, hayattan çekilmek anlamına gelmez. Aksine, insan kabul ettiği yerden yeniden adım atar. Dans tam da bu noktada başlar: İnsan, değiştiremediği şeylerin ortasında yine de kendi hareketini bulur.
Stoa felsefesinde duygular çoğu zaman insanı sarsan, onu ölçüsüzlüğe sürükleyen güçler olarak görülür. Stoacı ideal olan apatheia, yani tutkular karşısında sarsılmama hâli,