Yaratıcılık bin bir kılığa girer. Her an değişik bir şekle bürünür. Hepimize görünen, ama kimse, o parlak ışıkta ne gördüğü üzerinde anlaşamadığı için tanımlanması zor olan şaşırtıcı bir hayalet gibidir. Boya ve tuvallere ya da boya yongaları ile duvar kağıtlarına sahip olmak onun varlığını kanıtlar mı? Peki ya kalem ve kağıda ne dersiniz, bahçe yolundaki çiçek tarhlarına, bir üniversite binasına? Evet, evet. Bir gömleğin yakasının muntazaman ütülenmesi, bir devrimin kıvılcımlarının çakması? Evet. Bir bitkinin yapraklarına sevgiyle dokunmak, "büyük ikramiyeyi" kazanmak, dokuma tezgahından kopmak, birinin sesini keşfetmek, birini adamakıllı sevmek? Evet. Yeni doğan bebeğin sıcak bedenini kavramak, bir çocuğu büyütüp yetiştirmek, bir ulusun dizleri üstünde doğrulmasına yardım etmek? Evet. Meyve bahçelerindeki ağaç dalları gibi bir evliliğe eğilmek, psişik altınlar için kazı yapmak, parlak kelimeler bulmak, mavi bir perde dikmek? Hepsi yaratıcı hayatın birer parçasıdır. Tüm bu şeyler hayatlarımızın içine akıp duran Río Abajo Río'dan, nehrin altındaki nehirden, Vahşi Kadın'dan gelir.