Yani tam bir vakit kaybıydı. Dertsizlikten dert üretmiş şımarık birinin saçmalamaları ve onu para kaynağı olarak gören psikiyatristin saçma konuşmalarından ibaret. Bir seansta çözüle bilecek bir şey. Ciddi bir sorun yok. Doktorun bu kadına sadece "hepimiz böyleyiz, ben de dahil hepimiz zaman-zaman insanları kıskanırız, insanları yargılarız, kendimizi üstün ve ya ezik görürüz, aklımızdan başka şey geçerken başka türlü davranırız, bunlar tamamile insani şeyler. İnsan olmak böyle bir şey" demesi gerekirdi. Sürekli kadına ilaç dayayıp durdu. Son zamanlarda popüler olan ve ismiyle dikkatimi çeken tüm psikolojik, kişisel gelişim kitaplarında dertsizlikten dert bulan insanlarla karşılaşıyorum ve bu, beni aşırı sinir ediyor. Tamam her kesin derdi kendine, sorunun büyüğü küçüğü yoktur da, ortada sorun yok be. Şu an ismini tam hatırlamadığım ve bitirmediğim bir kitapda da terapist bir danışanından bahs ediyordu - bir anneymiş ve kızı düğününü kendi istediği gibi yapmak istiyormuş. Derde bak. Yani bunlar neyin kafasını yaşıyorlar ya. Böyle bir tarafından dert üreten insanları gerçek dertlerin olduğu yerlere göndereceksin 15 günlüğüne, hemen iyileşi verirler. Aşırı sinir oldum, aşırı.
Aydınlatıcı bir makale olduğunu düşünüyorum:
livemint.com/opinion/online-...
Yazarın izni ile Yiğit Gümüş'ün Türkçe çevirisini okudum. Filmi kopardım. İç sorgulamalarınızı allak bullak edecektir. Başlarken bir daha düşünün. Resmi TR baskısı yok. İsteyene atabilirim.
All TomorrowsC. M. Kösemen · Time Publishing · 2023114 okunma
Melikşah, kalemine güvendiğim ve duygularını oldukça saf bir şekilde anlatabilen bir yazar. Örtük biçimde yaşadıklarını karakterlere yedirerek anlattığı, fotoğraflarla da anlatımı güçlendirdiği bu ilk kitabında ben daha büyük beklentilere girmiştim. Çektiği sine-metin tarzı görüntülerin üzerine bir şeyler söyleme ya da söylediklerine uygun görüntüler ekleme konusundaki yeteneğinden bir adım geride buldum bu ilk kitabında. Umarım daha fazla yazar, daha çok okuruz.
Kitabın teşekkür kısmını özellikle okudum, Baran Güzel'i tanıyorum, şaşırmadım. Başkasının elinden çıksa üstünde sigarasını söndürecek kadar değersiz bulacağı bu taslağı kitap diye basmış. Bu kitabın bu haliyle iyi olduğunu düşünen Nermin Yıldırım'a da söyleyecek sözüm yok, zaten okuduğum iki romanında kendini tekrar ettiğini düşünmüştüm ama yine de diğer kitaplarına şans verme niyetim vardı, artık yok. Zaman kıymetli.
Çok iyi kitaplar okuyor olman çok iyi yazıyor olduğun veya yazman gerektiği anlamına gelmiyor. Biliyorum, çok okuyan çoğu insan "acaba yazsam nasıl olur" diye kendi kendine heves ediyordur, o noktada haddini bilip geri duranlara teşekkürler.
Okumaya niyetim yoktu ama devasa boyuttaki puntolar ve manasız siyah beyaz fotolarla dolu bir kitap neticede, neymiş diye kitapçıda elime aldığımda, kısa aralı iki turda bitti. Bu kitapta başka yazarlar tarafından daha önce daha güzel şekilde ifade edilmemiş tek bir duygu veya düşünce yok. Edebi bir lezzet, zekâ parıltısı veya özgünlük yok. Yazılmamış bir şeyin yazılmasını zaten bekleyemeyiz, biliyorum, binlerce kitap yazıldı bugüne kadar. Fakat yazdıklarında diğerlerinden sıyrıldığın, parladığın bir taraf yok. Beni şaşırtan, duygulandıran hiçbir şey yok. Yazdıkların, duygusal ama yazma konusunda özel bir kabiliyeti olmayan herhangi birinin günlüğünden bir çırpıda yazılmış ağlak satırlar gibi geldi. İlkokulda temasını öğretmenimin verdiği, kağıdı doldurmak için yazdığım o yüzeysel, önceden okuduğum kitaplardan öykündüğüm kompozisyon ödevlerimi okuyormuşum gibi hissettirdi. Hayatım boyunca kitap yazmayı asla düşünmedim ve bunu söylerken kendimi gerçekten hiç kötü hissetmiyorum: benim hezeyan anlarında ağlaya ağlaya yazıp, yazarken sakinleştiğim günlüklerimi bassak ortaya daha iyi bir iş çıkardı. Bu incelemeyi