“Tutunabileceğim hiçbir şey yoktu. Ben kendi evinde, raflara dizili kitapları, bankada parası olan Jeanette Winterson değildim; bir bebektim, üşüyordum, altımı ıslatmıştım ve bir yargıç anneciğimi elimden almıştı.” s.179
Yıl bitmeden bu kadar harika bir kitap okuduğum için şanslı hissediyorum. Jeanette Winterson inanılmaz bir yazarmış. Annesiz, anne sevgisinden yoksun büyümek insanın ruhunda yeri asla doldurulamayacak bir boşluk açıyor. Bu acı, hayat boyu taşınması gereken bir yük oluyor. Winterson’ın şu cümleleri konuyu çoğu psikoloji kitabında yazandan daha güzel özetliyor bence: “Anne bizim ilk gönül maceramızdır. Onun kolları. Onun gözleri. Göğsü. Bedeni. Ve daha sonra ondan nefret edersek, bu öfkeyi kendimize birlikte diğer sevgililerimize taşırız. Ve eğer onu kaybedersek, bir daha nerede buluruz? Dünyada hiç ilgilenilmemiş, bu yüzden de bir türlü büyüyememiş bu kadar çok çocuk olduğu için üzgünüm. Yaşlanıyorlar ama büyümüyorlar. Bunun için sevgi gerek. Şanslıysan, sevgiyi daha sonra bulursun. Şanslıysan, sevginin suratına yumruğu yapıştırmazsın.”
Yazık ki Winterson sadece evlatlık verilmek suretiyle öz annesinden ayrılmakla kalmamış, onu sevmeyen ve bu sebeple Winterson’ın da kendi kendisini sevmesini imkansız hale getiren Bayan Winterson’ın ebeveynliğiyle büyümek zorunda kalmış. Sevmeyi ve sevilmeyi annemizden öğreniriz. Bu sevgiden mahrum kalan bahtsızlardansak eğer, ömür boyu bunun sızısını hissederiz. Jeanette Winterson bu sızıyla nasıl yaşadığını anlatmış bu otobiyografik anı kitabında. Hem de ne güzel anlatmış. Ajitasyona başvurmadan, kendine acımaya kalkmadan, sürekli kendini, annesini veya hayatı suçlamaya çalışmadan. Elinden bir şey gelmeyen şeylerin acısını çeken ama diğer her şey için sorumluluk almayı bilen güçlü bir kadın olarak. Evet, ajitasyon
Anne bizim ilk gönül maceramızdır. Onun kolları. Onun gözleri. Göğsü. Bedeni.
Ve daha sonra ondan nefret edersek, bu öfkeyi kendimize birlikte diğer sevgililerimize taşırız. Ve eğer onu kaybedersek, onu bir daha nerede buluruz?