Birbirimizin çevresinde dönüp duruyorduk; uyanık, terk edilmiş, özlemle dolup taşarak. Birbirimize yaklaştık ama yeterince yakınlaşmadık, sonra da birbirimizi uzağa ittik; sonsuza kadar.
Ancak ister neşeli şeyler olsun isterse moral bozucu, benim yapmak istediğim tek şey okumak, daha çok okumaktı. Sözcüklerle beslendiğinde, onları kuşandığında, birer ipucuna dönüşüyorlardı. Böyle parça parça, birer dama taşı gibi dizilerek beni başka bir yere götüreceklerini biliyordum.