Bir kartal yuvası gibi yüksekte, kayalara sırtını dayamış evlerinde ikisi de artık dalda kuruyan meyveler gibi sabahtan akşama dek ovayı ve köyün giriş yolunu gözetlerlerdi. Çünkü en acı ve sevinçli haberler hep oradan, o toprak yoldan gelirdi. Ölüm de kesin oradan gelecek, ovada kim bilir nasıl bir toz bulutu kaldıracak ve davetsiz bir misafir gibi yanı başlarına bağdaş kurup oturacaktı. O, rüzgârın yuvarladığı dikenli bir çalı gibi sessizce gelir, kapıları gıcırdatmadan duvardan atlar sonra usulca içimizden geçer ve geriye pof diye boşalan bir nefes ve hayretle açılmış iki göz bırakır. O her zaman en kestirme yolları iyi bilir. Onun sözcükleri daima sessizdir. Konuşmayı hiç sevmez. Çünkü biz onu o kadar çok uzağa kovaladık ki, kolay kolay gelemez buralara. Yaşlanan her insan nöbet tutar gibi sabahtan akşama dek gözünü kırpmadan onu bekler ve yaklaştığını hissettiğinde onu kovmak için elinde ne varsa çaresizce atar sağa sola.