2023 yılı Emine Işınsu roman ödülünü almış, bir kitap. Yazarın bu ödülü hak ederek aldığını hem ödül jürisindeki insanların yetkinliğinden (Alev Alatlı, İlber Ortaylı vs.) hem de kitabı okuyunca daha iyi anlıyor insan.
Şiirsel bir dil ve üslûp ile yazılmış duygu dolu bir roman. Toplamda 132 sayfa olmasına rağmen, iyi ki de fazla uzun yazılmamış çünkü, kitaptaki her bir sayfayı okurken adeta kağıt kesiği gibi insanın ciğeri yanıyor.
Kıbrıs'ın çalkantılı tarihini arka plana alarak ilerleyen hikâye, yalnızca bireysel bir dramı değil, sesi duyulmayan kadınların ortak acısını anlatıyor. İngiliz sömürgesi döneminde Kıbrıs'ta yaşanan insan kaçakçılığı, yoksulluk ve çaresizlik yüzünden genç kızların Arap ülkelerine satılması gerçeğini merkeze alıyor. Sömürge düzeninin yarattığı yoksulluk ve çaresizlik, Kadınların bedenleri ve hayatları üzerinden kurulan sömürü, ailelerin, özellikle annelerin ve kız çocuklarının yaşadığı sessiz acılar, Kıbrıs toplumunun bastırılmış, konuşulmayan travmaları ele alınır. Roman, yalnızca bireysel bir dramı değil; toplumsal hafızaya kazınmamış bir utancı ve bunun kuşaklar boyunca süren etkilerini de anlatır.
Ama bunları açıkça okumuyorsunuz. Yazarın şiirsel ve yer yer masalsı dili, anlatılan sert gerçeklerle güçlü bir tezat kurarak okuru derinden etkiliyor. Bu anlatım tarzı, hikâyeyi sadece bir roman olmaktan çıkarıp adeta bir ağıt, bir hafıza metni haline getiriyor.
Aslında özü, masallara dil olan Hatice'nin, Maviş'in, Suların Sultanı'nın, Lâl'in hikayesi… İnsana yaşayışları, yani biçilmiş hayatı birden fazla isim getirir mi?
13 yıla sığmış hatıraların bir çocuk bedeninde açtığı özlemi, Nenanne'nin öğretilerinin kilometrelerce ötede aktarıcılığını yaparak bir şehrin ve sevdiklerinin özlemine sarılmanın ne demek olduğunu ancak bu kadar güzel