Sistemde sinemanın işlevi nedir? Öncelikle ben sinemaya karşı değilim Hollywood'a karşıyım. Çünkü başta Amerikan toplumu sonra da dünyayı kandırıyor Hollywood. Amerika'da 16 milyon çocuk aç. Ben söylemiyorum bağımsız kurumlar söylüyor. Gelir dağılımı bağlamında dünyanın en kötü ikinci ülkesi... Fakat bu gerçekleri ne Amerikan toplumu ne de biz biliyoruz. Çünkü filmlerde bambaşka bir ülke anlatılıyorlar. El birliği ile kendilerini kandırıyorlar. Kimse de ya bu bir kandırmaca demiyor. Siz Hollywood'da iyi polis imajı var dediniz. Son yıllarda ırkçılık yeniden alevlendi ABD'de. Irkçı bir polis açık açık bir siyahı öldürdü. Buna rağmen bu imaj korunuyor mu? Amerikan polisi filmlerin aksine ırkçıdır. Ama bunu yeni anlıyorlar. Ne oldu bir siyahı öldürdü polis, ortalık birbirine girdi. Ama hâlâ filmlerde polis iyidir. Mesela Amerikan ordusu paralı askerlerden oluşur. Vietnam'dan sonra protestolar olunca zorunlu askerliği kaldırdılar. O paralı orduya da zaten Amerikalı olmaya çalışan insanlar, para kazanmak için katılırlar. Dünyanın dört bir yanında yapmadıkları zulüm yok. Hatırlayın Irak'ta zavallıları çıYılçıplak soyup fotoğraf çektirmişti ABD askeri. Ama bu paralı askerleri nasıl pazarlıyor Hollywood? Geldik Rambo'ya... Özel kuvvet, ülkesi için savaşıyor. Yine güçlü erkek. Her türlü işkenceye direnebiliyor. Yahu işkence yapan sen- sin Irak'ta...
Sayfa 198·Kitabı okudu
Dünyayı Bilmeyen Dünyanın Maskarası Olur
Batı medeniyeti Yunan -Roma'dan bu yana,"utendi et abutendi,"(kullanmak tüketmektir.), anlayışı üzerine yapılanır.Buna karşın bizim anlayışımızda tüketmek değil, gerektiği kadar kullanmak esastır.Gerektiği kadar kullanılır ve durulur.Bırakılır komşuda siftah yapsın.iflas eden adamın malına akbaba gibi saldırılmaz.Helalleşir.
Sayfa 47 - Pınar yayınları·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İsterseniz, Türkiye'nin "aydın" sınıfını resmî ideoloji oluşturdu demeyelim de, Tanzimat'la başlayan/başlatılan, Batılılaşma sürecini içine sindiremeyenler olduğu gibi, şevkle benimseyenler de oldu diyelim. Bu ikinci grubun Avrupa ve ABD'de odaklanması, öykünmesi teşvik edilmişti, nitekim öyle de oldu. Bunların aralarındaki göreceli olarak daha iyi okumuş yazmış olanlara "aydın" sıfatı yakıştırıldı, "münevver" kelimesi muhafazakârlara tahsisli kaldı. Buraya kadar böyle. Gelelim, Özal'a, bakın, ben şahsen yaşadım, Türkiye'de, Özal'a "gel beraber intihar edelim" diyen "aydın" olmadı! Tam tersine, rahmetli hayattayken, duymadığı hakaret, atılmadık iftira kalmadı, buna eşinin lezbiyen olduğu imaları dâhil! Bir gün fırsatınız olursa, dönemin karikatürlerine bakın, ne denli aşağılik, ne denli rezil, acımasız bir muhalefete maruz kaldığını görürsünüz. Özal'dan ne istediler diye soracak olursanız, rahmetlinin lakabı daha DPT müsteşarıyken "takunyalı”ya çıkmıştı. Yok, DPT koridorlarında ellerinde ibrikle dolaşırlarmış da, yok feşmekân daire başkanının odası boşaltılmış, mescide dönüştürülmüş falan filan. Beştepe külliyesindeki altın klozetler gıybetinin bin beteri! Her neyse, rahmetlinin mütedeyyin olması dışlanmasına yettiydi. Evren'e gelince, orada, "vur abalıya!" sendromu işledi. Müdahaleyi azmettiren "siviller" baş tacı edilir, vefatlarında bayraklar indirilirken, Evren, trajedinin yegâne sorumluymuşcasına, yapayalnız gömüldü. Bakmayan siz, rahmetli Şahinkaya'ya atılan iftira da, Balyoz rezaletini aratmaz. Hani diyorsunuz ya, "aydın imtihanı," boş verin. Bu, "aydin"lar kadar necip halkımızın da imtihanıydı ve maalesef, ne denli bir soysuzlaşmanın eşiğinde olduğumuzu bir kez daha yüzümüze vurdu! Bakın, altı yüz subayın intiharından bahsediliyor ve kimseden gik çıkmıyor!
Sayfa 141·Kitabı okudu
"yeni dünya düzeni”nin doğrudan hedef aldığı kitlenin "avam" olduğuna dikkat ediniz. Düzenin başını çeken ülkelerin kendi "avam”ları, başkalarının avamı. Yeni dünya düzeni avama mesaj üretir, avamı manipüle eder. Demek istediğim, aydınların sorunu yine aynı sorundur: kitleleri başlarına gelebileceklere dair uyarmak, doğrulara sahip çıkmak. Öte yandan, benim bizim "avam”ımızın özellikli olduğu şeklinde bir inancım var. Türklerin müthiş bir yaşama gücü vardır ki, bu bir kaç bin yıllık bir ulus olmamızın tasdikindedir. Toprağa nasıl kök salınması gerektiğini iyi biliriz. Ne ki, hedefteki avamın "saftiriklikten" dolayı okka altına gitmemesini sağlamak lazım. Bu edepsiz tüketimcilerin karetta karetta kamplumbağlarına çok gördükleri toprakları bize bırakmak istemeyecekleri, merhamet etmeyecekleri açıktır. Aydınların görevi, kitlelere olası tehlikeleri işaret etmektir. Kuşkusuz, yanılmazlık söz konusu değildir. Despotizm söz konusu olamaz. Siyasetçi mutlaka aracı olmalıdır. Çünkü kütüphanede olan aydın bükülemez, aydın büküldüğü zaman aydınlık vasfını yitirir. Siyasetçi ise bükülmek zorundadır. Biri bükülmediği anda kaybeder, diğeri büküldüğü anda. Yine Rusya'dan bir mesel: Rusya için "Sputnik üreten demirci dükkânı” diyorlar. Telmihi çok çarpıcıdır, zira ara kademenin olmadığına işaret eder. Yani, bir yerde deha, bir yerde çekiç sallamaktan aciz kaba saba biri. Bu durum başlı başına bir felaket, çünkü zirve kopartıldığı zaman etekler aciz kalıyorlar. Rusya bunu yaşadı. Sadece Ukrayna'dan 5 bin bilim adamı kopartıldı, ABD ve İsrail'e yerleştirildi. Amerika'nın bu operasyon için İsrail'e verdiği paranın 25 milyar dolar olduğu söyleniyor. Ukrayna, bir kaç yıl içinde bir Üçüncü Dünya ülkesi hâline getirildi
Sayfa 44 - Pınar Yayınları
Medeniyetin seviyesi tüketilen enerji miktarı ile ölçülemez yani. Tam tersine! TWO'nun önünde ya da Davos'ta "Oburlar, gösteriş budalaları, vahşiler!" diye bağırsam, "Vahşet, oburluk, saygısızlık, conspicious consumption (gösteriş derecesinde aşırı tüketim) sende, rüküşlük, edepsizlik sende, sen narsist bir zorbasın!" deşem çok mu haksız olurum? "Bunun neresi medeniyet! İlerleye ilerleye çukura mı düştünüz?" desem? Yeni dünya düzeninin alayişine kapılmamamız, aklımızı başımıza devşirmemiz, dolduruşa gelmememiz gerek. ✓ Yani Batı'nın bugün ön plana çıkardığı değerler karşısında, mesela tüketim yerine tutumu çıkartarak, yaşayakalmak mümkün/ Öyle de olmak zorunda. Daha düşük bir yaşam standardinda, mutlu olarak yaşamak pekâlâ da mümkündür. Biz, bunu bilen insanlarız. Batı medeniyeti Yunan-Roma'dan bu yana, "utendi et abutendi," (kullanmak tüketmektir), anlayışı üzerine yapılanır. Buna karşın bizim anlayışımızda tüketmek değil, gerektiği kadar kullanmak esastır. Gerektiği kadar kullanılır ve durulur. Bırakır, komşu da siftah yapsın. İflas eden adamın malına akbaba gibi saldırılmaz. } Helalleşir. Gezegeni bu noktada kurtaracak olan tutum bu olmalıdır; paradigma değişikliği dediğim budur: haddini bilmek ve rızkına razı olmak. Bizim elimizde Türk-İslam medeniyeti gibi mükemmel bir birikim var. İnsanoğluna semavi varlıkların biat ettiği, insanoğlunu dünyadan sorumlu tutan bir dünya görüşü var, bireyin böylesine yüceltilmesini, sorumluluk yüklenmesini, özgürlüğünü "Aydınlanma" sağlayabilmiş değildir. Fani insanı sonsuzlukla birleştirirken hadım etmeyen yegâne semavi din İslamiyet'tir. İslamiyet'in içinin boşaltılmasına izin vermeyecektik. İslam bu kadar kapsayıcı, ihtiyaçlara bu kadar uygunken ne işi var "New Age"in, ne işi var kültlerin bu topraklarda?
Sayfa 47·Kitabı okudu
"yeni dünya düzeni”nin doğrudan hedef aldığı kitlenin "avam" olduğuna dikkat ediniz. Düzenin başını çeken ülkelerin kendi "avam”ları, başkalarının avamı. Yeni dünya düzeni avama mesaj üretir, avamı manipüle eder. Demek istediğim, aydınların sorunu yine aynı sorundur: kitleleri başlarına gelebileceklere dair uyarmak, doğrulara sahip çıkmak. Öte yandan, benim bizim "avam”ımızın özellikli olduğu şeklinde bir inancım var. Türklerin müthiş bir yaşama gücü vardır ki, bu bir kaç bin yıllık bir ulus olmamızın tasdikindedir. Toprağa nasıl kök salınması gerektiğini iyi biliriz. Ne ki, hedefteki avamın "saftiriklikten" dolayı okka altına gitmemesini sağlamak lazım. Bu edepsiz tüketimcilerin karetta karetta kamplumbağlarına çok gördükleri toprakları bize bırakmak istemeyecekleri, merhamet etmeyecekleri açıktır. Aydınların görevi, kitlelere olası tehlikeleri işaret etmektir. Kuşkusuz, yanılmazlık söz konusu değildir. Despotizm söz konusu olamaz. Siyasetçi mutlaka aracı olmalıdır. Çünkü kütüphanede olan aydın bükülemez, aydın büküldüğü zaman aydınlık vasfını yitirir. Siyasetçi ise bükülmek zorundadır. Biri bükülmediği anda kaybeder, diğeri büküldüğü anda. Yine Rusya'dan bir mesel: Rusya için "Sputnik üreten demirci dükkânı” diyorlar. Telmihi çok çarpıcıdır, zira ara kademenin olmadığına işaret eder. Yani, bir yerde deha, bir yerde çekiç sallamaktan aciz kaba saba biri. Bu durum başlı başına bir felaket, çünkü zirve kopartıldığı zaman etekler aciz kalıyorlar. Rusya bunu yaşadı. Sadece Ukrayna'dan 5 bin bilim adamı kopartıldı, ABD ve İsrail'e yerleştirildi. Amerika'nın bu operasyon için İsrail'e verdiği paranın 25 milyar dolar olduğu söyleniyor. Ukrayna, bir kaç yıl içinde bir Üçüncü Dünya ülkesi hâline getirildi. ✓
Sayfa 44·Kitabı okudu