insan ancak kendine alışır gibi alışabilir bir insana. ben güzelliğimi de, çirkinliğimi de sende görebiliyorum. kendimi koruyorum seninle. ve insanın kişiliğini pekiştiriyor sevmek. sevmek! o büyük kelime.
eskisinden daha çok sıkıntılı değilim, sevgilim. yalnız bu sıkıntıların ne olduğunu iyice anladım artık. o kadar anladım ki, özne de ben, nesne de ben oluverdim. yani sıkıntının ta kendisiyim. bunu ortadan kaldıracak bir çare bulamadım. bulsaydım -ki tek bir çare vardır bence- sıkıntıyı değil, dünyamı yok etmiş olurdum ancak. belki de, maddesel, yaşamaya ilişkin durumlardan soyutlana soyutlana, metafiziksel bir tablo çizdim kendime. "ne? nasıl? niçin?"ler daha bir çoğaldı böylece. amaçla günlük yaşam arasındaki uyuşmazlık, çelişmeli, sallantılı bir hayat biçimi sundu bana. geçenlerde birisi, "öyleyim, öyleyse varım." diyordu. ben diyemiyorum da. peki ne olacak? işte bu sorunun karşılığıdır benim hayatım. önce bir problem, sonra bu problemin çözülüşünde ortaya çıkan yepyeni problemler. tek bir kurtuluş yolu olsaydı, her şey çok kolaylaşırdı. her neyse, bırakalım bu filozofik ürpertileri de, gönlümüzdeki bir kırda bulduğumuz bir (achillea millefolium) bitkisini düşünelim. çehov'un bozkır hikayesini yeniden okuyalım. siyah orfe'yi bir daha görelim. kapalıçarşı'dan bezler alalım. yüreğimizi kuşatan bir sevginin, çeliğe su verir gibi, bizi nasıl sağlamlaştırdığını anlamaya çalışalım.
sevgili Alev, bir gün rüyamda seni Noel ağaçları gibi donatacağım. saçlarına renkli ışıklar, gelin telleri, gümüş toplar asacağım. eski çin tiyatrosu oyuncularına benzeteceğim yüzünü. kokular, eski Mısır yağları süreceğim vücuduna. sonra bir tavan arasında, kullanılmaz ve garip eşyalar arasında, anıların üstünde, bilinmeyenin altında, bir Noel geçireceğiz seninle.