sevgili Pat,
tahtadan heykele benzer küçük bir şey yontarken rastladın bana; "benim için bir şey yapsana," dedin.
ne istediğini sordum, "bir kutu," dedin.
"ne için?"
"içine bir şeyler koymak için."
"ne gibi şeyler?"
"elinde ne varsa," dedin.
işte kutun burada. elimde olan neredeyse her şey var içinde, ama boş yer de var. kutuda acı var, heyecan var, iyi duygular, kötü duygular var, kötü düşünceler ve iyi düşünceler var -tasarımın zevki, biraz umutsuzluk ve yaratmanın tarifsiz mutluluğu.
hepsinin üstünde de sana beslediğim minnet ve sevgi var.
ve hala yer var kutuda.
sevgili Alev,
sana öyle bir mektup yazabilmeliyim ki, kutsal kitap gibi, ne zaman eline alsan, neresinden okursan onu, bir şeyleri aydınlatmalı bu mektup ve senin içtenliğin oranında büyümeli, çoğalmalı, güçlenmeli.. ama yazamıyorum işte. ne İsa gibi duygu peygamberiyim, ne de fikirlerine çok inandığım çağdaş bir düşünür kadar akıllıyım. ben, benim sadece; anlamazlığın, sıkıntının çağdaş bir yüküyüm sanki. tuhaftır, kendi yarattığım bu yükü bile kaldıramıyorum kimi zaman. ve işte o zaman ki, bütün çılgınlıklar beni buluyor; nefretler, anlamsız yalnızlıklar, alkoller...