tuhaftı; uyuduğum, düş gördüğüm, uyuyup düş görürken içine daldığım, ıslanmadan yavaşça battığım, boğulmadan yavaşça dibine indiğim bir denizin sularındaymışım gibi, bu koyu yeşilde, kendi derinliği, kendi kıvamı olan bu koyu yeşilde boğulma isteği duyuyordum. sanki bu suya uzanmış, kâh içine, derinlere gömülüyor, kâh yavaşça, kolumu ya da bacağımı oynatmadan yüzeye taşınıyordum.
bütün bu hükümdarların erkek olduğunu keşfettim. ortak yanları hırslı ve çarpık bir kişilik, paraya, cinselliğe ve sınırsız güce karşı doymak bilmez bir iştahtı. dünyaya kötülük tohumlarını eken, halklarını talan eden erkeklerdi bunlar; kalın sesli, ikna yeteneğine sahip, tatlı sözler seçip söyleyen, zehirli oklar atan erkeklerdi. gerçek yüzleri, ancak ölümlerinden sonra ortaya çıkıyordu. böylece tarihin aptalca bir inatçılıkla kendini tekrarladığını keşfettim.
orada taşlaşmış bir halde kalakaldım. gardiyan işine devam etmek üzere yanımdan ayrıldı. kendimi boş yere hareket etmeye, arabama binip gitmeye zorladım. yüreğime, bedenime, tuhaf bir ağırlık çökmüştü; bacaklarım tutmaz olmuştu. tüm dünyanın ağırlığından daha ağır bir duyguydu bu; toprağın üstünde duracağıma altında bir yerlerde gömülüydüm sanki. gökyüzünün rengi değişmiş, toprak gibi kara olmuştu ve olanca ağırlığıyla üstüme çöküyordu.