Kitap bir tarihin hatırlanmaya çalışılması ve aslında kahramanın kendini hatırlamasına yönelikti. Bu hatırlamayla bugünkü kendini oluşturan etkiler de gün yüzüne çıkıyordu.
Alex Schulman’ın okuduğum ilk kitabı olan 17 Haziran, geçmişin hayaletleriyle bugünün gerçeklerini birbirine düğümleyen, adeta zamansız bir roman.
45 yaşındaki Vidar, eski bir kolide 1980’lerden kalma, yazlık evlerine ait bir telefon numarası bulur: 26217. Ev yıllar önce satılmıştır ve numara artık kullanım dışıdır; ancak Vidar yine de o numarayı çevirir. Karşısına çıkan ses ise uzun zaman önce kaybettiği babasına aittir. Telefonun diğer ucundaki yazlık evde; babası, annesi, ablası ve kendi çocukluğu, tıpkı bir döngüdeymiş gibi hep 17 Haziran 1986 tarihini yaşamaktadır.
Peki, Vidar'ın hafızasının derinliklerinde saklı kalan o 17 Haziran’da gerçekte ne olmuştu? Vidar, bu sorunun cevabını ararken okuru da kendi geçmişine dair sarsıcı bir yolculuğa çıkarıyor.
Son derece akıcı, kolay okunan ve merak duygusunu her sayfada taze tutan bir eser. Okurken büyük keyif aldım, okurlara tavsiye ederim.
Alex Schulman’ın "17 Haziran" romanı, aslında tipik bir "hafıza ve yüzleşme" anlatısı gibi başlasa da, derinleştikçe tam bir aile enkazı arkeolojisine dönüşüyor.Travmatik ebeveynlerin çocukları, hayatları boyunca o ebeveynin "neden" öyle olduğunu asla tam olarak öğrenemezler. Baba karakterinin iç dünyası bence boşlukta kalmış.Yazarın diğer kitaplarınıda okudum,bence onlar çok daha derinlikliydi.Ama vidarın çocukluğuyla yüzleşme çabası dokunaklıydı.Okumaya değer bir kitap bence.
Kitabın sonunda gözyaşlarım akarken buldum kendimi. Benim üzerimde çok güçlü bir etki yarattı bu kitap.
Babanız öldükten sonra ondan kalan eşyaları karışıtırken bir numara bulduğunuzu düşünün. Bu numara sizin çocukluğunuzda ailecek kaldığınız yazlık evin telefon numarası. Bir anlık hevesle hiçbir şey olmayacağını düşünerek numarayı aramaya karar verseniz ve hattın diğer ucunda ölen babanızın telefona cevap verdiğini duysanız sizce ne olur? Aslında kitap bu şekilde başlıyor. Her ne kadar fantastik bir kitap gibi görünse bile aslında çocukluk travmalarının bir insana neler yaşatabileceğini okuyoruz. Hepimiz çocukluğumuzdan birkaç travmayı da peşimizden getiririz. Çoğuna nasıl sahip olduğumuzu bile hatırlamayız. Lakin çocukluğumuzda yaşadıklarımız; bugün hissettiklerimizin ve davranışlarımızın temelini oluşturur. Bazen biz insanlar bir adım ilerisini düşünmeden konuşur ve davranırız. Özellikle bir çocuk ile konuşurken aslında biraz daha fazla dikkat etmemiz gerektiğini gösteren bir kitap. Çünkü sanıldığı gibi çocuklar her şeyi unutmaz. Kendimize dönüp bakarsak bunu görürüz. Bugünkü bizi şekillendiren kim bilir kaç olay yaşadık? Kitap kesinlikle herkesin okuması gereken bir kitap. Çok sade ve akıcı bir dili olduğu için elinizden kayıp gidecektir. Zaten okurken kendi çocukluğunuzdan ve hayatınızdan mutlaka birkaç bir şey bulacağınız düşünüyorum. Peki siz yıllar öncesine, kendi çocukluğunuzla telefon konuşması yapma şansı elde etseydiniz ona ne söylerdiniz?
Keyifli okumalar.
17 Haziran çocukluk, hafıza ve aile ilişkileri üzerine güçlü bir yüzleşme hikâyesi. Alex Schulman aile içindeki yaraları eksik kalan sevgiler ve kurulamayan bağlar üzerinden anlatıyor. Büyük ve tek bir travmanın peşinde koşuyoruz kitap boyunca ve evet öyle büyük bir olayda var ama asıl gerçek tek bir günün değil bütün bir çocukluğun baştan sona travma olması gerçeği. Geçmişin insanın peşini neden bırakmadığını ve bazen yetişkinlikte bile çocukluğumuzdaki duygularla hesaplaşmak zorunda kaldığımızı anlatan, sade diliyle derin iz bırakan bir roman.
İyilik ve karanlık dünyayı ele geçirmek için karşı karşıya kehanet başlasın melezler uyansın...
Yıl 3000 teknolojinin sınırlarının zorlandığı dünyada artık sadece insanlar yaşamıyor.Severanos gezegeninden gelen barışçıl ve iyi niyetli varlıklar dünyaya yerleşip insanlarla evleniyor ve bu birliktelikten üstün yetenekli melez çocuklar doğuyor.
Severanos prensi Alex bilim insanlarıyla dünyaya barış getirip cinayetleri sıfırlarken karanlığın ve kötülüğün kendisi olan Marvinos gezegeni devreye giriyor.
Marvinos hükümdarının cadı kızı prenses Cassandra iksirle karanlığını gizleyip Alexi kendine aşık ediyor. Evlilik dalgasıyla birlikte Severanos aydınlığını kaybediyor ve dünya Marvinos istilasına uğruyor. Cassandra ve babası dünyayı ele geçirip insanları kolonilerde çalıştırıyor.Rüya görmeyi meditasyon yapmayı insana iyi gelen her şeyi yasaklayıp uykuyu üç saatle sinirlendiriyor.Akrep bacaklı böcek kadın Cassandra ve müritleri yılan kadınlar,mavi parlak renkli melez kanını emerek herkesten güçlü olmanın ve insan sevgisini yok edecek kehaneti gerçekleştirmenin peşine düşüyor.
Dünya tehlikeli bir kölelik kampına dönerken asiler ortaya çıkıyor.Melez kanı taşıyan Cenk ve ekibi insanları deneylerden korumak için savaş hazırlığı yapıyor.Tam bu kaosun ortasında annesi ve kız kardeşiyle işçi olarak çalışan ve henüz kendindeki güçlerden habersiz olan melez Lara hikayeye dahil oluyor.Kafasındaki sesler yüzünden hastaneye giden Laranın karşısına kolu yılan dövmeli asi Cenk çıkıyor Cenk ve yoldaşları Larayı ekibe dahil edip eğitmeye ve melezleri korumaya çalışıyor.
Kurgu tam olayların pik yaptığı savaş hazırlıklarının hızlandığı noktada açık uçlu bir şekilde sona eriyor..
Yazar bu fantastik evren akıcı olay örgüsüyle okuru hiç yoradan Sonraki kitapta iyiliğin mi yoksa karanlığın mı