"Biricik," dedi Murathan. "Getir şu Güneş kızı, oğlum iyi olduğunu görsün de sussun. Seni tanımadığı için ona zarar vereceğini düşünüyor. Gel buraya, Güneş kızı kıyamet kopmadan tutabilmen için seninle tanışması ve sevmesi lazım."
"K9 mu lan bu çocuk?" dedi Timur. "Kızımı kucağına alanlar ondan izin
mi alacak?"
Yusuf Ali'nin çığlığı şiddetlendi. Gökçen kucağında baş edemeyip, Murathan'a verirken, "Ay, Biricik, getir!" dedi. "Timur, sen de sus! Çocuğumun dalağı şişti ağlamaktan. Sevdiklerine karşı hassas, ne yapabiliriz yani? Biraz idare edin."
Irmak elini daha da kaldırdı. "Ben de biliyorum. Anlatayım işte. Bak, bu hikayeyi sen çok seviyorsun, biliyorum.”
İçkisinden büyük bir yudum alırken göz ucuyla Irmak'a baktı Kenan. Siyah, karanlık saçları ona yakışmamıştı. Kalan son sarı tutama odaklanmayı seçti.
Güllüyordu Irmak. "Habil ile Kabil. Nasıl ama? Seversin sen”
Tepki vermedi Kenan. Göz devirmiş, yeniden Viran'a dönmüştü. "Hangi hikâyeyi bilirsin, Viran?"
Cevap yine Irmak’tan geldi. “Babası Kronus’u öldüren Zeus’u da biliyorum.
Sayılır mı?" Parmakları ekranda yanan, alevleri parlayan arabaya döndü."Zavallı babacığımız. Pek de severdi seni"
Kenan'ın, "Ya, sorma. Bayılırdı bana," diye homurdanması sessizdi.
"O olmaz, dur."
Boştu Timur'un bakışları.
"Sebep?"
Murathan takımın minik pantolonunun bacaklarını işaret ediyordu. "Bak, iki bacağı bir araya getirdiğinde çizgiler denk düşmüyor" Göz göze geldiklerinde aralarında derin bir sessizlik vardı.
Timur netti. "Lan, sktr git, manyak."