Aleyna Burunsuz

suçlama ve suçluluk. Sorunlar ortaya çıktığında, genellikle oynadığımız rolü – ne ölçüde sorumlu olduğumuzu ve bunun bizim hakkımızda ne söylediğini – düşünürüz. İnsanlar, sorunun kendi yetersizliklerinden, aptallıklarından veya öz-denetimsizliklerinden kaynaklandığına inandıklarında genellikle fazladan sıkıntı yaşarlar. Elbette, kişinin sorumluluğunu değerlendirmesi bazen yararlıdır, ancak insanlar genellikle sorumluluklarını objektif bir şekilde değerlendirmenin ötesine geçerek kendilerini suçlamaya, eleştirmeye ve hatta cezalandırmaya giderler. Bu kendi kendine uygulanan gaddarlık, asıl sorunun yol açtığı sıkıntıyı artırır.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Şu anda neden yaşıyorsun? Neden her sabah kalkıyorsun? Neden tüm güne yeniden başlıyorsun? Ve sonra yeniden, yeniden? Bu tekrar neden? Sebep ne? Şu anda, neden yaşadığına dair bir sebep bulamıyorsun. Bir şey bulsan da geleceğe dair olacak. Bir şeyin olacağına dair bir umut: Bir gün "bir şey" olacak. O günün ne zaman geleceğini bilmiyorsun; ne olacağını bile bilmiyorsun... Ama bir gün "bir şey olacak" ve bu yüzden yaşamaya devam ediyorsun, hayatını sürdürüyorsun.
Her zaman ne varsa onu gör. Acele etme. Bir şeyi yanlış anlamaktansa anlamamak daha iyidir. Bildiğini sanmaktansa bilinçli olarak cahil kalmak daha iyidir. İlişkilerine bak... Eşe, dosta, öğretmene, efendiye, hizmetkâra... Bak! Herkes kendi açısından düşünüyor, diğerini yorumluyor ve bir buluşma, bir iletişim yok. Sonra savaşıyorlar, daimi çatışma içinde oluyorlar. Çatışma iki insan arasında değil, çatışma sahte imgeler arasında. Uyanık ol ki sende de başkalarına dair sahte imgeler olmasın. Ne kadar zor olursa olsun, ne kadar zahmetli olursa olsun, bazen imkânsız görünse bile gerçekle kal. Ama bir kez gerçekle kalmanın güzelliğini görünce, bir daha asla düşlerin kurbanı olmayacaksın.
Bir gün bir komşusu Nasreddin Hoca'ya, atını birkaç saatliğine alıp alamayacağını sormuş. Hoca demiş ki: "Atımı memnuniyetle sana verirdim; ama karım atı alıp gitti ve bütün gün gelmeyecek." Tam o anda ahırda atın kişnediği duyulmuş ve adam Nasreddin Hoca'ya bakmış. Nasreddin şöyle demiş: "Tamam, kime inanıyorsun... Bana mı, ata mı? Atın yalancılığı meşhurdur. Sen kime inanıyorsun?" Yansıttıklarımız yüzünden çevremizde gerçek olmayan bir dünya yaratıyoruz. Gerçeklik kendini gösterse ve at ahırdan kişnese de, soruyoruz, "Kime inanıyorsun?" Biz hep kendimize inanıyoruz, kendini gösterip duran gerçekliğe değil. O her an kendini gösteriyor; ama biz yanılsamalarımızı dayatıp duruyoruz. İşte bu yüzden her insan sonunda hayal kırıklığına uğruyor. Bunun sebebi gerçeklik değil
Neden çabasızca bilemeyesin? Neden herhangi bir sorun olsun? Sen varsın, var olduğunu biliyorsun... O zaman neden kim olduğunu bilemiyorsun? Nereyi ıskalıyorsun? Bilinçlisin. Bilinçli olduğunun bilincindesin. Orada bir yaşam var; canlısın. Neden kim olduğunun farkında değilsin? Engel olan ne? Seni bu temel kendini bilişten alıkoyan ne?