Kimse hareket meselesini ortadan kaldıramıyor; hiçbir şuur bu meseleyi bir yana atamıyor. Çünkü şuurun hakikati, hareketin varlığına bağlıdır. En aşikâr hakikat şu ki, hareket, benim hayatımda en devamlı ve en umumi bir vakıadır, bende âlemşümul muayyeniyetin ifadesidir. Bir vâkıa da değil bir zarurettir. Hiçbir sistem bunu inkâr etmiyor, çünkü bu inkâr büyük bir cehde, yani yine bir harekete bağlıdır. Hareketin ne olduğunu tanımak, onu olduğu gibi red veya kabul edebilmek için durmak çaresini bulacak mıyım? Hayır, yürümek lâzım; hiçbir şeyden vazgeçmemek için kararımı sonraya bırakabilecek miyim? Yok, her şeyi kaybetmek pahasına da olsa yine her şeyi omuzlarıma yüklenmek lâzımdır. Beklemeğe hakkım yok, yahut hareketin içinde intihab etmeğe kudretim yok. Eğer bizzat kendi hareketimle kımıldanmazsam, bende veya dışarda bana muhtaç olmadan hareket edecek şeyler var; ve bensiz hareket eden herhalde benim aleyhime hareket edecek. Sulh, bozgunlukdur, hareketin mühleti ancak ölümdür. Kafa, kalp ve kol, bunları arzumla vermeliyim yoksa benden bunları alacaklardır..