Orada, okuyucunun iyi bildiği, kapısı komodinle kapatılmış, köşelerinde tahtakurularının yuva yaptığı odasında koltuğuna oturdu. Düşünceleri gibi iç dünyası da oturduğu koltuk gibi, hiç rahat değildi. Kalbinde boğucu bir sıkıntı, ağır bir boşluk hissediyordu. "Yerin dibine girsin, kim bu baloları icat ettiyse!" diye düşünüyordu: "Hangi aptalı eğlendiriyorlar? Memlekette kıtlık, pahalılık almış yürümüş, onlar ise balodan başka bir şey düşünmüyor. Şu işe bak! Kadınlar giyinip kuşanacaklar! Biri sırtına bin rublelik bir kürk almış, bunun parası ya köylülerin harçlarından, ya da vicdanların satılmasıyla ödeniyor. Niçin vicdanlar satılıyor? Hanımına şal, ya da inciler, farfaralı etekler giydirmek için mi? Neden? Herhangi bir Bayan Sidorovna, mesela posta müdürünün hanımından daha güzel bir elbisesi olsun diye bin rubleyi sokağa fırlatıveriyor. Bir de "balo, balo neşemizdir," diye bağırıyorlar.