Bana öyle geliyor ki bu yaşam, bu kısa ömür bundan başka bir şey değildir: Bizi sürükleyen, bazen Tanrı adına, bir politik inanç uğruna, her şeyin sonuçta düzen içinde olduğuna bizi inandıran bir ritüel uğruna, çok büyük bir aşk uğruna bastırdığımız bu duyguların sürekli çığlığı; bu çığlık göz alıcı parlaklıkta ve çok güzeldir. Bazen bir acıdır. Bazen bir şarkıdır.
Şarkı da, Augustinus'un söylediği gibi zamanın farkında olmaktır. O, zamanın kendisidir. Kendi de zamanın çiçek açması olan Vedalar'ın ilahisidir. Beethoven'ın Missa Solemnis'inin''Benedictus'' başlıklı bölümündeki kemanın şarkısı saf güzelliktir, saf çaresizliktir, saf neşedir. Karşısında nefesimizi tutarak kalakalırız. İşte zamanın kaynağı budur.
Sonra şarkı yavaş yavaş silikleşir ve sona erer. ''Gümüş tel kopar, altın tas kırılır, testi çeşmede parçalanır, kuyu makarası kırılır, toprak geldiği yere geri döner.'' Varsın, öyle olsun. Gözlerimizi kapatıp dinlenebiliriz. Bunların hepsi bana hoş ve güzel geliyor. Zaman işte budur.