Benden alıyorlar: ama dokunabiliyor muyum ruhlarına? Bir uçurum var vermekle almak arasında; ve en küçük uçurumun en son aşılması gerekir.
Ve bir açlık doğuyor güzelliğimden: acı vermek istiyorum aydınlattıklarıma, çalmak istiyorum, armağan verdiklerimden: - böylesine açım kötülüğe.
Bir el uzandığında elimi geri çekerek; düşerken bile duraklayan bir şelale gibi duraklayarak- böylesine açım kötülüğe.
Böyle bir intikam düşünüyor bolluğum; böyle bir kötülük fışkırıyor yalnızlığımdan.
Benim armağan etme mutluluğum sona erdi armağan ederken, erdemim kendinden bıktı bolluğu yüzünden!
Her zaman armağan eden, utancını yitirme tehlikesiyle karşı karşıyadır; her zaman paylaştıranın eli ve yüreği nasır tutar paylaştırmaktan.
Gözlerim parıldamıyor artık sunanın utancıyla; elim fazlasıyla katılaştı, dolu eller gibi titreyemez o artık.
Bir defasında şöyle demişti şeytan bana: “ Tanrının da var kendi cehennemi: insanlara duyduğu sevgi.”
Ve geçenelerde şöyle dediğini işittim şeytanın: “ Tanrı öldü; insanlara duyduğu merhamet yüzünden öldü tanrı.”-
Bir insanda fark ettiğimiz şeyi alevlendiririz de. Bu yüzden koru kendini küçüklerden! Senin karşında küçük hissederler kendilerini ve küçüklükleri yanar tutuşur sana karşı, görünmez bir intikam içinde.
İyi ve kötü, haz ve acı, ben ve sen - renkli buhur gibi görünüyordu bana, yaratıcı gözlerin önündeki. Kendisini görmek istemiyordu yaratan- bunun üzerine dünyayı yarattı. Kendi acılarını görmemek ve kendinden geçmek, mest edici bir haz gibidir acı çekene. Mest edici bir haz ve kendini kaybetmek gibi görünüyordu bir zamanlar dünya bana.