Çevremizde, yaşayacağı yerde nasıl yaşanması gerektiğini sürekli tartışan insanların sayısı hiç de az değildir. Ama gün boyunca yalnızca tartışan bir insan ne yaşamış, kendine ve çevresine ne katmış olabilir ki? Üstelik ülkemizde böylesi tartışmalar bir dönemde politik bir içerik de kazanarak adeta toplumsal bir kitle histerisine dönüşmüştür. Kuşkusuz, bazen yaşadığımız bazı olaylardan çıkardığımız sonuçlar bilgiye dönüşür, bazen ise edindiğimiz bazı bilgileri sonradan yaşantıya dönüştürürüz. Ama genelde, yaşantıya dönüşmemiş bilgi gerçek bilgi değildir. Ya da Konfüçyüs'ün deyişiyle, "Bilmek uygulamaktır!"
Kitap, Zweig'in İkinci Dünya Savaşı'nın başlangıcında Avusturya'dan kaçışını ve sürgün hayatını anlatıyor. Zweig, o dönemde yaşadığı Avrupa'da artan baskı ve zulüm nedeniyle ülkesinden ayrılmak zorunda kalır. Kitapta, yazarın sürgün hayatında yaşadığı zorluklar, yalnızlık ve umutsuzluk hisleri oldukça dokunaklı bir şekilde anlatılıyor. Zweig'in kalemiyle, savaşın insanlara neler yaptığını, ne tür acılar yaşattığını, insanların neleri göze aldığını ve hayatta kalmak için neler yaptıklarını görüyoruz. "Mecburiyet" Zweig'in etkileyici bir anlatımıyla okuyucuya savaşın yıkıcılığını ve insanların ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.
Oblomov, Rus yazar Ivan Gonçarov'un en ünlü eserlerinden biri. Kitap, tembelliği, vazifelerden kaçınmayı ve yaşamın anlamını konu alırken, Rus aristokrasisinin yaşam tarzına da eleştirel bir yaklaşım getiriyor.Kitaptaki ana karakter, kendini tembelliğe ve uyuşukluğa adayan Oblomov adlı bir adam. Oblomov, hayatındaki sorumluluklarla başa çıkmak yerine, onlardan kaçınmayı tercih ediyor. Kitapta, Oblomov'un bu tutumunun sonuçları da açıkça gösteriliyor. Ancak Oblomov'un hayatı, onunla tanışan genç bir kadının hayatına girmesiyle değişiyor. Bu kadın, Oblomov'a hayatın anlamını ve sorumluluklarını hatırlatıyor ve Oblomov bu sayede kendini aşıp hayatına yön vermeye başlıyor.
Günümüzde pek çok sayıda insan, kaygılarını aşırı denetim altına almalarının bedelini psikosomatik hastalıklarla ödemektedirler. Mide ülseri, bağırsak spazmı, hipertansiyon, astım, bazı deri hastalıkları ve diğer birçok bedensel bozuklukların gerisinde doğrudam yaşanmayan duygular bulunur. Boşalım yolu bulamayan bu gerilimler ve kaygılar organlar aracılığıyla anlatım bulur.
Kaygı sadist ve mazoşist eğilimlerin de eşlik ettiği bir duygudur. Kişiliğin bir bölümü diğer bölümüne eziyet ederek hem sadist hem de mazoşist eğilimlere doyum sağlanır.